|
|
Yazan Administrator
|
|
Perşembe, 29 Mayıs 2008 |
Yerim Seni ÖSS
Yaşayanlar ve Nefes Alanlar Anlatılanlar her zaman doğru değildir; ama anlatan kişiler hep doğru zannedildiği için söylediklerini çoğu kez ciddiye alır insan. Hatta çoğu zaman kendini reddeder; bildikleriyle değil, anlatılanlarla yaşar. Zaman geçer, kendini tanıyama-dan, yapmak istediklerini yapamadan çeker gider. Kafasının tam ortasında; - Senin için ne yapabilirim, emret! diyerek, bilinen ve bilinmeyen tüm kapıları ardına kadar açan muhteşem bir makine varken, birçok insan ona; - Beni boş ver sen, duymuyor musun, millet ne diyor? şeklinde bir cevapla geri döner. Ve insan topladığı birkaç ucuz kelime ile sürekli kendini inkar ederek yaşar: 'Desinler, demesinler, diyorlar, demiyorlar, öyleymiş, böyleymiş...' Sonuçta dünyada çok insan yaşamıyor. Birkaç kişi yaşıyor, geri kalanlar sadece söylentilerle bu birkaç kişiyi yaşatıyor. Kaldı ki bu birkaç kişinin söyledikleri, yığınların önüne taşınırken neredeyse tamamen bozularak geliyor. Bu durumda çoğunlukla söylenen de yanlış oluyor, söyleyen de. Yaşayan da yanlış oluyor yaşanan da. Bu yazıyı okuman nefes aldığının delilidir; yaşadığının değil... Belki yaşıyorsundur da! Kim bilir? Yaşayabilmen umuduyla...
Ozel Sivri Sihek Az sonra ÖSS'nin icadını, perde arkasında yaşananları, öğrenci ve aile üzerindeki etkilerini okuyacaksın... Yüz binlerce insanın korkulu rüyası haline gelen ÖSS'nin sadece bir sinek olduğunu anlayacaksın, özel bir sivrisinek... Büyülü Köşk Bir zamanlar büyülü bir köşk vardı. Bu köşke kimse giremiyordu. Girenler üst kata çıkamadan korkularından kalp krizi geçirerek daha alt kattayken ya ölüyor ya da bayılıyorlardı. Köşkün girişinde hiçbir problem yoktu; ama merdivenlerden yukarıya doğru tırmanınca, daha önce hiç görülmemiş bir şeyin yüce kanatları yansıyordu duvarda, 'kartal' desen 'kartal' değil, 'kaplan' desen 'kaplan' hiç değildi bu... 'Uçan timsah' gibi bir şeydi. Sessiz olması çok daha korkunçtu. Öyle garip bir şeydi ki bu sessiz canavar, gölgesi bile insanları deli ediyordu. Bu korku günlerce sürdü. En sonunda devrin en güçlü pehlivanına haber saldı kasabanın ileri gelenleri. Pehlivan geldi. Kılıcını kuşandı ve büyülü köşkün büyüsünü paramparça etmek için köşke girdi... Biraz sonra yüzyılın en büyük çığ-lığıyla dışarı çıktı tabi ki. 'İmdaaat!' diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Olduğu yere çöktü pehlivan. Pehliyordu... Tam bu esnada bir çocuk sıyrıldı ve eve girdi. 'Gel, dur, 15
gitme!...' bile diyemediler. Pehlivan da diyemedi. Herkes korkuyordu. Pehlivan 'Kurtarııı-ın... Canavar, çocuğu yiyecek!' diye bağırdı; ama çocuk çoktan girmişti bile eve. Usulca peşinden girdiler. Çocuk giriş katta değildi. Ev her zamanki gibi sessizdi; fakat duvara yansıyan o korkunç canavarın kanatlarının gölgesi de yoktu ortalarda. Sessizlik ürkütüyordu. Korka korka çıkıyorlardı merdivenlerden. Ahşap merdivenler, üzerinden geçen korkuyu gıcırtıya dönüştürüyordu. Yavaş yavaş çıktılar... Yukarı çıktıklarında çocuk bir taburede sakince oturuyordu. 'Ne yapıyorsun?'dediler çocuğa. 'Canavarı öldürdüm!' dedi çocuk, elindeki minik lekeyi göstererek. Sonra anladılar, meğer karanlık köşkün açık unutulan lambasının önüne bir sivrisinek dadanmış, duvara yansıyan da onun kanatlanymış. Üzgünüm! Bazen canavar sandıkların, üçüncü sınıf bir lambanın önüne gelmiş dikilmiş topal bir sivrisinekten ibaret olabiliyor. Bazen bu sivrisinekler çok özel de olabiliyor. Ve insan daha doğar doğmaz bu
16 özel Sivri sinek sivrisineğin etkisine girip yıllarca çıkamayabilir. Ve yıllar akıp gittikçe insan bu sivrisinekle beraber aynı beşikte, aynı mahallede, aynı okulda büyütülüyor. Hiç kimse fark edemiyor, büyüdükçe korkusu da artıyor. Üstelik bu özel sivrisinek, özel insanlar tarafından her geçen gün daha da ihtimamlı bir şekilde beslenerek büyütülüyor. Neyse, fazla uzatmaya gerek yok! Bu kitap birilerinin 'Aman haa!' diyerek dayattığı, gözü gibi bakarak besleyip büyüttüğü bu özel sivrisinekle nasıl başa çıkılacağını anlatıyor. Bundan sonraki bölümde bu özel sivrisinekten kısaca 'ÖSS' diye bahsedeceğim. Uyarı: Şimdi, ÖSS nasıl gelmiş, nerden gelmiş, ne kadar akıl ürünü bir uygulama?... Sırasıyla bu soruların cevaplarını vereceğim; çünkü biliyorum, sen orada durduğun gibi durmayacaksın... Yarın bir gün dönüp sen geleceksin şimdikilerin yerine. 'Ne iş yapıyorsun?' diye soracaklar. 'Etkiliyim, yetkiliyim...' deyip unvanının arkasına saklanmamalı ve şimdiki sinek besicileri gibi davranmamalısın.,. Gerekeni yapmalısın, sadece gerekeni... 17
Yerim Seni ÖSS ÖSS'nin İcadı ÖSS büyük icat doğrusu. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi valla! - Her yıl milyonlarca insan sınava giriyor. Biz de ma lum, tembel adamlarız. Becerip de herkesi üniversi teye alamıyoruz. O halde bir eleme sistemi oluştu ralım da işimize bakalım. Üniversitelerimizin toplam kapasitesi 350.000 kişi. Bunu da göz önünde bulun durarak acilen bir önlem almamız lazım. dedi birkaç iyi adam... Sonra dağıldılar... Uzun uzun düşündüler... Bir gece vakti en cevval olanları topladı bu iyi adamları. Arşimet'ten daha da büyük bir buluş yapmış gibi bağırdı: - Bulduuum! - Yav ne buldun, nasıl buldun?... bile diyemediler. Adam açıkladı: - Bir sınav yapacağız ki dillere destan!... En iyile ri seçeceğiz bu sınavla, en çalışkan olanları alaca ğız okullara. - Nasıl? dedi en meraklı olanı. 18 özel Sivri Sinek - Abi şimdi sen söyle bana, bu 2.000.000 öğrenciden kaçını almak istiyorsunuz siz okula. - 350.000 dedi kırmızı suratlı dişlek, göbeğini kaşırken... - Tamam, gerisi benim işim. Küçük bir ayarıma ba kar. dedi Necati, gülüştüler. Kısa boylu, erken tipli olan fırladı hemen: - Büyük adamsın Necati Abi. Senden korkulur valla! Onun işi buydu: Necati'yi gaza getirmek... - Ne zannettiniz beni oğlum? diye şımardı Necati. Gaza geldi, göğsü kabardı... Meraklı olan, biraz kıt beyinli de olduğu için açıklama istedi. - Kardeşim, anlatsanıza şunu, nasıl olacak bu iş? Necati, derin bir açıklama yaptı: - Bak abi; bir kazanı suyla doldur ve ateşin üstüne koy. Ve bu su daha buz gibiyken emir ver, herkes elini bu suya soksun. Sana kimse itiraz etmez, edemez de zaten. 2.000.000 insan sana güvenip elini sokar bu suya... - İki milyon derken öğrencileri kastediyorsun! 19
Yerim Seni ÖSS dedi. Yüzünde acayip bir gurur ifadesi oluştu adamın. 'Nasıl anladım ama, üniversiteye hazırlanan öğrencileri kastettiğini!' der gibiydi yüzünde beliren ani gülüş kıvrımı. Cevval Necati devam etti: - Evet abi, onları kastediyorum. Su ısındıkça, bazıları ne yapacak? - Elini çekecek tabi ki! diye atladı uzun burunlu lacivert kravatlı olan. - O halde ateşin miktarını artırdıkça yavaş yavaş dö külecek eli yananlar. diyerek tamamladı cümlesini Necati. - Vay beel... dedi herkes içinden. Gülümsemeleri görülmeye değerdi. - Sonuçta iki milyon öğrenciden 1.800.000'i elini çekinceye kadar ısıyı artıracağız. Suyun altındaki ateşin ısı miktarı bizim elimizde. İstediğimiz kadar artırırız ısıyı. İstersek sadece bir kişi kalıncaya kadar artırırız hem de. - İyi de üniversiteyle 'kazan'ın ne ilgisi var? Onu hiç anlayamadım! diyerek komik oldu kırmızı suratlı... Gerçi kimse gülmedi bu komediye; çünkü gülünç olan önemli bir kişiydi.
özel Sivri Sinek -Mecaz abi. dediler sadece. -Haa tamam o zaman; ama bari ismi güzel bir şey olsun. dedi önemli adam. Cevval Necati ayağa kalktı ve -İsim hazır abi. SS. dedi, gür sesiyle... -Oha! O ne öyle? diye çıkıştı lacivert kravatlı... -Ne oldu abi. 'Seçme Sınavı'nın kısaltılmışı, SS. Üstelik okunuşu da 'es es' yani 'Rüzgar gibi es' an lamına da gelebilir hattı zatında... diyerek 'SS'yi açıkladı Necati. -Olmaz öyle şey, SS... Bari 'ÖSS' olsun. Yani 'ÖEsEs' ki bu da zaten 'Öğrenci Es Es' anlamına gelir. Si- zinkinde de 'es es' diyor; ama kime dediği belli de ğil. Ha, şimdi aklıma geldi. Bu ayrıca 'Öğrenci Seç me Sınavı' anlamına da gelir. Herkes garip bir neşeyle sessiz sessiz lacivert kravatlı olan adama bakarken, Necati araya girdi: - Harika bir fikir vallal... Ben bunu hiç düşünmemiş tim. Budur! dedi ve toplantı sona erdi. 21 Yerim Seri ÖSS İşte senin ÖSS dediğin şey böyle icat edildi. Şimdi bu mucitler yok ortada belki; ama ateşin ayarı yine benzer adamların elinde. İstedikleri kadar açıyorlar kazanın altındaki ateşi. Mesela '4 yanlış bir doğruyu götürür!' diye bir sistem oluşturmuşlar. Diyelim ki sen 4 yanlış yaptın, o, anında bir doğruyu yok ediyor. Ve bu sistem asla senden yana işlemiyor. Ateşe işesen, çişin benzin olur yanar yani. Mesela 4 doğru bir yanlışı asla götürmez. Ya da '8 doğru yapana bir doğru da bizden'diye bir uygulamayı rüyanda bile göremezsin. Bu, suyu soğutur. Yani daima kusursuz olacaksın. Kusurlarını bile ÖSS'nin lehine çevirecek otomatik bir mekanizma kurulmuş. Daima 'Yakarım çıranı!' kabilinden bir tavır sergiliyor ÖSS yetkilileri. Sana bakıyorum, çıran yanınca alev alıyorsun; çünkü zaten bir tutam çıradan oluşuyorsun. Kısacası, hiçbir hakkın yok senin! ÖSYM her yıl en az bir tane hata yapıyor ÖSS'de ve bu hata seninkilere hiç benzemiyor. ÖSYM'nin bir hatası aynı anda 2.000.000 adet hataya tekabül ediyor. Peki, soruyorum şimdi sana. ÖSYM mantığıyla hareket edersek, 'Eğer 4 yanlış bir doğruyu götürürse 2.000.000 yanlış kaç doğruyu götürür. Kaç insanın hayatını nereye çevirir?' Kaldı ki bazen ÖSYM 22 özel Sivri Sinek ÜÇ yanlış, yani 6.000.000 yanlış birden yapabiliyor. Sonra da çıkıp, - Vay efendim, gözümüzden kaçmış! şeklinde komik açıklamalar yapıyorlar. - Ee bizimkisi de gözümüzden kaçmıştı. Üstelik ben tek kişiydim sınavda. Bütçem falan da yoktu. deme hakkımız hiçbir zaman olmadı. ÖSYM düşünür: Tamam da kardeşim, değişen bir şey yok ki; sonuçta 4 yanlış bir doğruyu herkesten götürüyor. Yine kazananlar aynı oluyor. Bunu kaldırsak bile yine bir şey değişmez. Kashna cevap verir: Doğru; ama bu tehditler yüzünden her yıl binlerce okul birincisi açıkta kalıyor. Adam korkuyor. Emin olmadıktan sonra cevabı işaretleyemiyor. 'Ya yanlışsa. 0,25 doğrum çöpe gidecek. En iyisi bunu işaretlemeyeyim.' diyen yüz binlerce öğrenci var. Ayrıca kaldırınca bir şey değişmiyorsa, kaldır o zaman be kardeşim. ÖSYM tekrar düşünür: Biz bu sistemle tesadüfen üniversite kazananlara engel olduğumuzu düşünüyoruz. Kaslına tekrar cevap verir: Hayal gücü yüksek olan insanların ÖSS'de başarılı olmasına bu şekilde bir uygulamayla engel olduğunuzu hiç düşünmüyor musunuz?...Tamam 'P ise Q'dur' belki; ama hayatını buna bağlayan, 15 yıl hayal kurmuş bir gencin sınavda dizlerini titreten de bu acayip uygulamalardır. ÖSYM konuşur, Kashna artık dinlemez... 23
Yerim Senî ÖSS ÖSS Hayalleri Kırıyor Düşün, işte seni böyle bir sistemle sınava tabi tutan, her yıl iki milyon insandan yaklaşık iki milyonunu işsiz olarak dolaşmaya mahkum eden bir sistem var ortada. Özel üniversiteye gidecek paran yoksa hepten yandın. İnanılmaz tezatlar var. Özel üniversiteye gidecek kadar parası olan kişi işi gücü olan kişidir de zaten. Sonuçta bir okula yerleştirilemeyen öğrenci öyle ya da böyle muhakkak işsiz kalacaktır. Bunu düşündükten sonra bana hiç garip gelmiyor şimdi, hapishanelerdeki mahkumların büyük çoğunluğunun lise mezunu olması. Sınavdan sonra bunalıma girenleri de anlayışla karşılıyorum artık ben. İşin en garip kısmı da ne, biliyor musun? ÖSS yüksek hayal gücü olan öğrencileri daha işin en başından elemiş oluyor. Şöyle ki mide spazmı geçirip sınav dışı kalanlar, bağırsak problemi yaşayanlar, baş ağrısına tutulanlar, migreni azanlar... yani bir şekilde heyecana bağlı sebeplerle yarış dışı kalanlar hayal gücü yüksek olan öğrencilerdir. Ortada bir kağıt ve bir kalem varken, heyecanlanmak ya da halden hale girmek başka türlü izah edilemez. E, bunu 24 özel sivrisinek biraz abartanlar ki onlara ben yüksek hayal gücüne sahip, sosyal zekası yüksek insanlar diyorum, haliyle istenmeyen sonucun hayatlarına yansımalarını daha detaylı düşünmek ve hayal etmek zorunda kalarak spazmlar mpazmlar geçiriyorlar... Neyse, açıkta kalan, sınavda başarılı olamayan ya da ÖSYM tarafından elenen bu sosyal zekalar daha sonra karşımıza bambaşka bir formatta çıkarak bizi hayrete düşürüyorlar. Hatta meşhurdur, bunu bilmeyen de yok gibidir neredeyse, dünyanın en zengin ilk 10 kişisi üniversite mezunu değildir. Kalem Arkası Ayrıntılar 31 Ağustos 2006-16:40 Ankara'daydım, az önce döndüm... Evime hırsız girmiş. Ne var ne yok götürmüş. Yatak odama girmiş adam. Düşündüm. 'Bu adam bu cesareti nereden alıyor?' dedim. Benim arkamda devlet olsa yapamam bunu ben. Sonra dediler ki: 'Aman haa... Eğer evinde hırsız falan yakalarsan sakın bir şey yapma, suçlu çıkarsın!' Şaşırdım... Meğer adamın arkasında devlet varmış©. Acaba: Yakaladığı hırsızı, hapse atıp yasalar çerçevesinde birkaç ay sonra özgür bırakan bir ülkede, bir sabah zirvede bulunan büyük adamın kafası kızsa ve 'Şu 25 Yerim Seni ÖSS andan itibaren hırsıziıi< yapanları inadım edeceğiz!' diye bir yasa çıkarsa, sence o andan itibaren bir daha kim cesaret edebilir hırsızlık yapmaya?... Bence kesinlikle hadım edilmeli yakalanan hırsızlar. Böylece soyları da tükenmiş olur bu hırsız milletinin©! ÖSS Toplumu Yıkıyor Kabul etmek lazım. Ülkemizde 3-5 tane üniversite varken kalkıp - Herkesi üniversiteli yapacağız! şeklinde ortalarda ahkam kesmek çok da mantıklı olmazdı; çünkü kapasite belli! 100 kişi sınava girecek, 10'u üniversiteli olacak, buna itiraz eden yok! Yani var da hadi susalım -da nasıl susalım?- 'Sosyal yıkım' diye bir şey var. Bir aileyi düşün! Çocuklarını okula ve okullara gönderiyorlar. Yıllarca emek harcıyorlar. Hangi anne - baba, oğlunu ya da kızını ilkokula yazdırırken çocuğunun üniversiteye gideceği günü hayal etmez ki? Ebeveynin en büyük hayalidir bu. - Hele oğlumuzu bir yazdıralım ilkokula da üniversi teye gitmese de olur... demez hiçbir baba. Bu itibarla ilkokula alınan her öğrenciye Milli Eğitim Bakanlığımız ve ilgili yetkililer tarafından bir de 'Üniversite Hayali' sunulmuş oluyor. 26 özel Sivri Sinel< Özetle, okulun birinci gününün akşamı, her anne baba, çocuğuyla beraber bir de hayal getiriyor eve... - Benim kızım büyüyünce mimar olacak! - Benim oğlum büyüyünce doktor olacak! - Benim kızım avukat olacak! - Benim oğlum mühendis olacak!... beklentilerinin çıkış günüdür o gün ve aynı gündür çocuğun milletin içinde babasını ya da annesini gaza getiren o cümleyi söylediği gün. - Ben doktor olacağım! Bunu hem de komşuların önünde söyler çocuk. Şüphesi ya da riyası yoktur. İnanarak söyler, bunu söyleyen her çocuk. - Ooo benim yeğenim büyümüş de okula da başla mış. Söyle bakiim yeğenim, büyüyünce ne olacak sın? cümlesini müteakiben ansızın çıkar dizilimi milim şaşmayan bu kelimeler... - Doktor olacağım ben... Okul devam eder. Çocuk büyür ve her geçen gün hayallere biraz daha yaklaşılır ailecek. Her ne kadar bahse konu öğrenci kendi kusurlarını biliyor olsa da ki bilir ve bildiği için de bu hayalini çoktan terk eder; 27 Yerim Seni ÖSS ama anne ve baba ÖSS gününe kadar bu hayalle rini büyüterek muhafaza ederler. ' - Bizden geçti artık, çocuklarımızı kurtaralım. - Onların geleceği parlak olsun. Bu cümleler kurulurken, bir eminlik içerir, 'Kurtardık kurtaracağız!' edası vardır bu ifadelerde. Baba abartmaya devam eder çoğu zaman ve hatta mekan değişikliği bile gelir gündeme. - Çocuk üniversiteyi bir kazansın, bir dakika bile dur mam ben İstanbul'da. Bunu söyleyen babanın psikolojisini bir düşünsene. Eğer çocuğu üniversiteyi kazanamazsa, istemediği halde yerinde çakılıp kalacaktır. Bu beklentiler çocuğun önünde aşikar serilir ortaya. Ve çocuğun karnındaki ağrıyı büyütür bu tavır; kazanmak vicdan azabıyla yoğrulmuş bir mecburiyet olur çocuk için. Dünyada konusuyla ilgili en rahat harcamayı ÖSS'ye hazırlanan öğrenci yapar. Üçe beşe bakmaz. Soru bankasının fiyatıyla ilgilenmez mesela. Satın aldığı şey zaten bir nevi bankadır©. - Bunu niye aldın? 28 özel Sivri Sinek diyen de çıkmaz aileden. Çünkü beklenti çok yüksektir ve aile her türlü planını yavrusunun üniversiteyi kazanmasına bağlamıştır. Sınav yaklaştıkça baba daha da çok atar elini cebine. Bunu zevkle yapar üstelik. Derken zamanı gelir ve zorunlu bir ödeme baş gösterir. Bu zorunluluğun adı, 'Dershane parası'dır. Baba, daha üç yıl varken sınava, dershane parasını hazır eder. Günü geldi mi de gözünü hiç kırpmadan en iyi dershaneye yazdırır yavrusunu... Neyse, gün gelir sınav yapılır. 2.000.000 öğrenciden sadece 350.0001 kazanır üniversiteyi. Bu her sene tekrar edilir. Ve aslında kaybeden sadece sınava giren öğrenci değildir. Eğer öyle olsaydı sadece 1.700.000 küsur insan kaybetmiş olurdu. Ve bunun çok büyük bir zararı da olmazdı; çünkü sınava giren öğrenci ailesine yansıtmasa da zaten kendi potansiyelini üç aşağı beş yukarı biliyor. Bu sebeple öğrenci için çok büyük bir kayıp yok ortada. Kanserli hastasının öleceğini beklerken hazırlık yapar insan ve kanserli olduğu bilinen bir hastanın ölümü çok da büyük bir yıkıma sebep olmaz. İşte öğrenci açısından sınavı kaybetmek bu tarz bir etki yapar. Ancak ailesi 29
Yerim Seni ÖSS açısından durum asla böyle değildir ve bir öğrencinin ailesi irili ufaklı, ortalama 5 kişiden oluşsa bu yaklaşık 10.000.000 insan demektir. Bu 10.000.000 insan öğrenciye fazlaca güvenmiştir ve hastaları asla kanserli değildir. Onlar daha çiçeği burnunda bir delikanlıyı kalp krizinden kaybetmiş oluyorlar sınav ertesi. İşte biz her ÖSS ertesi tekrarlanan bu sürecin adına 'Sosyal yıkım' diyoruz. Kurt Necati Ateşi Köriil<lüyor Aradan zaman geçti, yeni gelenler bir de baktılar ki kazandaki su iyice ısınmış; ama birçoğunun eli halen kazanın içinde. Bu manzarayı görür görmez, ateşin ayarını hemen yükseltme kararı aldılar. Lacivert kırovatiı hemen devreye girdi. - Dur bakayım hele! Ne oluyor burada böyle? Ne cati çözer bu işi... dedi. Necati geldi ve sordu: - Ne oldu yine? - Abi sorma, yine yığılma oluyor, baş edemiyoruz. dedi orada bulunan küçük ve iyi adamlar. Onun öncülüğünde kurulan ÖSS sistemi başarılı olduğu için daha da bir karizmatik giriş yaptı Necati konuya: 30
özel sivri Sinek - Kolay oğlum, bas odunu, bas kömürü... Bakalım kim dayanabiliyormuş bizim ateşimize? deyince dayanamadı lacivert kırovatlı ve hemen malum sorusunu sordu: - Nasıl? - Şu meslek liselerinin katsayılarını düşür hele bakim! - Eee?! - İmam Hatiplerinkini de düşür! - Tamam abi. dedi ve hemen harekete geçti küçük ve iyi adamlar. Kısa bir zaman sonra geri döndüler. - Büyük adamsın Necati Abi. - Ne oldu şimdi? - Bir hayal gerçek oldu ve tam 500 bin kişi anında elendi abi. - Buna zeka diyorlar işte. Isı geçirmez bir zırh ya da eldiven bulmadıkları sürece biz onların ellerini mutlaka yakacak bir yol buluruz. dedi ve tekrar odasına kapandı kurt adam Necati. Şeytan gibi bir adamdı. Şeytana acı çektirecek kadar güçlü bir dehası vardı. Bu yüzden ona 'Kurt Necati' diyorlardı. 31
Yetim Seni ÖSS Bin Dershane Bir Üniversite Bir defa dershane okuldaki öğretmenin utanç duyması gereken bir şeydir. Öğrenci soruyor: - Hocam hangi dershaneye gideyim? Öğretmen gururla cevap veriyor: - Falan dershanesine git yavrum. Bu, neredeyse bütün öğretmenlerin ortak cevabıdır. Aslında bu cevabın altında başka bir anlam daha saklıdır. Bak şimdi! - Hocam hangi dershaneye gideyim? - Ben iyi bir öğretmen değilim yavrum, sana bunca yıldır hiçbir şey veremedim. Sen en iyisi falan dershaneye git de kendini kurtar... Nasıl rencide olmadan böyle bir cevap verebilir, kendisini 'öğretmen' olarak tanımlayan bir insan. Kimse sormaz mı bu adamlara: -Be kardeşim senden dünyayı kurtaracak bir formül beklemedik, 'Gaus ol!' demedik, 'Pastör ol' deme dik... Sadece bilineni öğretmeni istedik, işini yapma nı istedik yani. Sen nasıl bir öğretmensin ki mate matiği öğretemiyorsun öğrencine de ona matematik öğrenesin diye bir dershane tavsiye edecek kadar kendini inkar ediyorsun. 32
özel Sivri Sirek Şahsen ben öğretmen olsaydım ve benim öğrencim branşımla ilgili başka yerlerden eğitim almaya kalksaydı bunu kendime yapılmış en ağır hakaret kabul ederdim. Belki öğretmen düşünür: İyi ama bizim müfredatımıza göre haftada verdiğimiz ders saatiyle ilgili konuyu bitirme şansımız yok! Kashna cevap verir: Peki bunu MEB'in ilgili birimlerine duyurdun mu? Yani bu şikayetini dile getirdin mi? Başka bir öğretmen araya girer: Buna gerek yok! Biz dersi en iyi şekilde anlatıyoruz öğrenciye ve öğrenci de öğreniyor her anlattığımızı. Dershanede ise öğrenci aslında ders öğrenmiyor; sınav tekniğini, yani metodu öğreniyor. Bu sefer Kashna öğretmenleri bırakır ve ÖSYM'ye sorar: Eğer bu doğruysa, ey ÖSYM neden tekniği okulda öğrenilebilecek bir sınav yapmıyorsunuz da bu insanları dershanelere 33
Yerim Seni ÖSS gitmek zorunda bırakarak, öğretmenlerimizin karizmasını duman ediyorsunuz? ilginç: Bu arada ben dikkat ettim. Bu teknik detaylar dershanelerde uzaylılar tarafında öğretilmiyor, sıradan öğretmenler tarafından öğretiliyor... O halde tekniği öğrenmek için öğrencinin dershaneye gitmesi yerine, öğretmenin dershaneye gitmesi daha akıllıca olmaz mıydı? Tabi ki bunları anlatırken, yani bir sisteme karşı çıkarken bir de alternatif çözüm teklifi getirmem lazım, farkındayım. Sorun: Üniversite sayısının az olmasına karşılık, öğrenci sayısının çok olması sebebiyle bir eleme sistemine ifıtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple öyle ya da böyle eleme yapmak bir mecburiyettir. İşte ÖSS buna hizmet eder, bu yüzden de öğrenciyi bir şekilde eleyen bir sistemin olması şarttır. Çözüm: ÖSS adil bir sınav değildir. Bu sınavın adil olabilmesi için yıllara bölünmesi gereklidir. Yani üniversiteye gelinceye kadar 12 yıl süren bu maratonda öğrenci her biri 34 özel Sivri Sihel< merkezi sisteme göre hazırlanmış 12 tane ÖSS'ye girmeli ve elde ettiği ortalama değere göre bir ijniversiteye yerleştirilmelidir. Bu şekilde uygulanan bir eleme sistemi öğrencinin ailesi üzerinde yukarıda bahsettiğim gibi çiçeği burnunda delikanlının kalp krizinden ölmesi şeklinde bir etki yapmaz. Ayrıca anne baba da çocuklarının üniversiteyi kazanıp kazanamayacağını daha ilk yıllarda anlama fırsatını elde etmiş olurlar. Çatlak Ses: İyi de siz her yıl milyonlarca öğrencinin böyle bir sınava girmesinin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Kadife Ses: Devlet öğrencilere kitap veriyor ya hani, sadece yazı karakterini bir punto küçültürseniz her kitaptan %10 tasarruf edersiniz ki böylece kağıt ve mürekkep masrafınız çıktı demektir... Gelelim bu sınavın denetlenme masraflarına. Her yıl 12 ay maaş alan öğretmenler yazın 4 aya yakın tatil yapıyorlar. 4 aylık bu tatili 3 aya indir olsun bitsin. Hiç para pul harcamadan yap sınavı ve 35
Yerim Seni ÖSS böylece 100 binlerce öğrenciyi kabustan ve tesadüften kurtar! Not: 'Olur mu canım, ne 4 ayı?' şeklinde bir itiraz cümlesi geçebilir diye milletin aklından, üşenmedim gittim karnelerin üzerinde 'Okulun açık olduğu gün sayısı' adıyla bilinen haneye baktım. Tek dönem için 90 gün yazıyor. Sonra 90'la 90'i topladım 180 çıktı... 180'i 30'a böldüm, 6 çıktı. Emin olmak için makineyle tekrar böldüm, yine 6 çıktı... İçimde kalmasın: Bütün bu hesaplamalardan sonra, orada atıl olarak duran, profesyonel potansiyelin heba olması beni kahretti. Ve konumuzla hiç alakası olmamasına rağmen, belediyelerin profesyonel eğitim şirketlerine trilyonlar vererek düzenlettiği 'Okuma - Yazma seferberlikleri' geldi aklıma. Uyuz oldum... Böyle 12 basamaklı bir sınav yapılsa öğrenci sadece lise dönemini önemsemekten de kurtulmuş olur. Her yılı aynı derecede önemser ve böylece bilgileri daha kalıcı olmuş olur. 36
Özel Sivtl Sinek Mevcut Sistemde Herkesin Başarılı Olması İyi Bir Şey mi? Mevcut sistemde herkesin ÖSS'de başarılı olması aslında istenilen bir durum değildir; öte yandan herkesin üniversiteli olması insanı 'Keşke' dedirten bir durumdur. O halde neden üç dershane birleşip bir üniversite kurmuyor? Acaba yetkililer yarın sabah böyle bir çağrı yapsa kim itiraz edebilir buna? Akademisyen enflasyonunun yaşandığı ülkemizde bunun için ne beklendiğini ciddi anlamda merak ediyorum. Anlayamıyorum! Binlerce dershane varken ve herkes üniversiteli olmak için can atarken, nasıl oluyor da bir girişimci çıkıp: - Ben bir dershane açmaya karar verdim. Bu işte çok para var! diyebiliyor? Ve nasıl oluyor da bu girişimcinin arkadaşları: - Valla çok iyi düşünmüşsün, benim de param olsa hemen bir dershane açardım. Hiç durma... diyerek arkadaşlarına destek verebiliyor? 37
Yerim Seni ÖSS Her yıl 2.000.000 insanın dershaneye gidiyor olması bir girişimciye çok cazip gelebilir; ama köşe başları çoktan tutulmuş ve insan dershaneye çarpmamak için yan gitmek zorunda kalıyor yolda yürürken. Yani bir girişimci olarak sen dershane açmasan da zaten bu insanlar şu ana kadar bir dershaneye gidiyorlardı. Ve biraz sonra bunlardan yaklaşık 1.700.000'i üniversiteye giremediği için ya kahveye ya bunalıma girecekler... Peki dershane yerine bir üniversite açsan, bu insanlardan birkaç kişiyi üniversiteli yapsan, hem sosyal bir fayda üretsen hem de para kazansan fena mı olur? Hadi diyelim ki bu girişimci para kazanmayı değil de prestij yapmayı hedefleyerek bir dershane açtı. 'Benim bir dershanem var!' demek onu ne kadar yüceltebilir? Bu arada 'Benim bir üniversitem var!' diyen kaç adam tanıdın sen ve hangisi daha prestijli? Peki buna rağmen neden dershane açmak üzere olan birkaç girişimci bir araya gelip bir üniversite açmazlar? Çok düşündüm, buna bir türlü cevap bulamadım. 38 özel Sivri Sinek Not: Dershane açmak tabii ki kötü bir şey değildir; ancak açılan her dershane ötekine benzediği için şu haliyle bir anlam ifade etmemektedir... Kendinden yola çık ve düşün! Kaydolmak için gittiğin hangi dershane seni bir cümlesiyle cezbedebildi? Ya da hangi dershane farklı yaptığı bir uygulamadan bahsedebildi sana? Bir tarlaya domates ekilse ve her domates kırmızı çıksa bu şaşırtmaz insanı; ama her dershanenin kırmızı olması cidden şaşırtıcı bir durumdur. Ve Sonuçta kabul etmemiz gereken bir gerçek var ortada: Kazanın ve altındaki ateşin kontrolü bizim elimizde değil, şimdilik... O halde isteyerek ya da istemeyerek, sen de bu kazanın içine elini sokmak zorundasın. Yapabileceğin en akıllıca hareket, bu kazanın içinden elini en son çeken insan olabilmek için mücadele vermektir! Sabırsızlandığını biliyorum ve seni ikinci bölümle baş başa bırakıyorum... 39
ÖNCE KENDİNİ KAZAN Bu bölümde muhtemelen ayakların yerden kesilecektir; çünkü birazdan dünyayı değiştirebilecek bir donanıma sahip olduğunun farkına varacak ve yıllardır kendine haksızlık ettiğini anlayacaksın. Sonrası malum hikaye... Kendini fark eden herkesin yaptığını yapacak, silinmeyen derin izler bırakacaksın... ÖSS zordu ya hani, kendini keşfedince anlayacaksın, değilmiş...
ÖSS'ye Değil Kendine Hazırlan Kendi için OSS'ye hazırlandığını iddia edip kendini ihmal ederek körü körüne ÖSS'ye çalışan sıradan bir öğrenci gibi değil, dünyayı değiştirmeye hazırlanan, o büyük adam gibi hazırlan geleceğe; çünkü ÖSS de hazırlanman gereken diğer her şey gibi yarının içinde saklı!... ö halde önce kendini kazan ki bir bütün olarak yarınını kazanasın... Kendini Büyüt Yaklaş! Yakından bak! Yaklaş, daha yaklaş... Bu gördüğün yazılar var ya, bu harfler, bu kelimeler, bu noktalar... Sana da bana da Mevlana'ya da Yunus'a da aynı mesafedeler. Onlar da en fazla senin kadar yaklaştılar bunlara. Hele bir dokun. Dünyayı titretenlerle aynı olduğunu, aynı şeye dokunduğunu hissederek dokun. Hadi şimdi, yavaşça dokun onlara: ABCÇDEFÛÛHİDKIMNOÖPRSŞTUÜVYZ Gördün mü, sen de dokundun onlara, tıpkı senden öncekiler gibi... Türlü bahanelerle bu gerçeğin üstünü Devamı |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 21 Haziran 2008 )
|
|