|
Yerim Seni ÖSS örtsen de hiçbir yere kaçamazsın. Senin de bir beynin var, tıpkı onlar gibi. 'Bunu zaten biliyordum!'deme sakın; çünkü bilmiyorsun. Bilenleri iyi bilirim ben... Onlar asla bahane üretmezler. Mükemmele aşık olurlar önce ve sonra gider, gemilere rağmen başarırlar... Ben iyi bilirim onları. Onlar oksijene saygı duyarlar nefes alırken. Ormanda sessiz sessiz duran bodur bir ağacın da kıymetini en iyi onlar bilirler. Zirveleri zorlarlar. Hep ön yargısız yaşarlar. En güç zamanlarında dimdik dururlar ayakta. Asla vazgeçmezler. Fırtınalara göğüs gererler, meydan okurlar, 'en' olurlar... Onlar hayatı küçültürler avuçlarında, kibrit kutusunda dünyayı taşırlar... Ve dostum, onlar başkalarının hayal bile edemeyeceği kadar akıl almaz yaşarlar avuçlarında tuttukları bu hayatı... Kaf Dağı'nın arkasından yıldız toplarlar günün tam ortasında, güneşe dokunurlar bir gece vakti, herkes uyurken... Sana bir sır vereyim mi? Senin onlardan hiçbir farkın yok; ancak sen bahanelerinle kendini küçültüyorsun. Değer kaybediyorsun. Sen küçülünce, harfler büyüyor, yazarlar büyüyor, yazılar büyüyor, ressamlar büyüyor... Sen küçülünce mahalle büyüyor, sokak 44
önce Kendini Kazan büyüyor, dünya büyüyor; kıçı kırık bir sınav büyüyor sen küçülünce. Şimdi bırak bütün öğretilenleri, büyük sandıklarını... Ve sadece bir şeye inan: Sen yaratılmış her şeyden daha büyüksün! Senin inanıp harekete geçtikten sonra üstesinden gelemeyeceğin hiçbir şey olamaz! Hemen bir ayna bul ve kendini seyret. Gücünü hisset. Orada bir adam göreceksin. Sana bana benziyor. Da Vinci'ye, Dali'ye benziyor. Sokrat'a, Hipok-rat'a benziyor. Onu diri diri gömemezsin toprağa, saklayamazsın ağacın arkasına. Düşün bakalım, kendin için iyi şeyler yapmak istiyor musun? Ailen için, ülken için, dünyan için gerçekten iyi şeyler yapmak istiyor musun... İstiyorsun biliyorum. Sen bir insansın, iyi şeyler yapmayı tabii ki istiyorsun. Peki hiç düşündün mü, seni durduran, hareket etmeni engelleyen şey ne? Garip ve acı ama seni durduran engelleyen tek yaratık sensin. Şimdi bu kitabın bundan sonraki kısımlarını okumadan önce kendine bir söz vermeni istiyorum. 45 Yerim Seni ÖSS Şerefine namusuna değil, insanlığına söz vermeni istiyorum... 'Kendimi engellemeyeceğime söz veriyorum!' demeni istiyorum. Üç kere, beş kere, kırk beş kere değil, bir kere adam gibi inanarak söyle bunu: 'Bundan böyle hayatımın sonuna kadar kendimi asla engellemeyeceğime söz veriyorum!' Kalem Arkası Ayrıntılar 09 Eylül 2006-16:30 Özürlülere yönelik bir seminer için Abant'a geldim. Seminer bitti ve ben az önce fark ettim, 'Dış görünüş mühim değil!' diyenlerin içinde, buna en çok inananlarm kör olan insanlar olduğunu. Ve az önce fark ettim yine; hiçbir ön yargısı olmayan bu insanlara bizim 'özürlü' dediğimizi! Sen Nesin Hayal et, sizin evin tam karşısına bir dükkan açtılar. Bu dükkanda 'Var' denince aklına gelen ne varsa hepsi var. Bisküviden şekerlemeye, inşaattan gemiye, hastaneden sigorta poliçesine kadar her şey var. Şimdi sana bunlardan sadece üç tanesini seçme hakkı veriyorlar. Hangilerini seçerdin? En sevdiğin üç şey ne ve sen burada en çok hangi üç şeyle uğraşmaktan keyif alırdın? 46 Önce Kendini Kazan Şimdi bu seçtiğin üç şeyi alt alta yaz ve o üç şeyin arasından en sevdiğini işaretle. Eğer emin olamıyorsan ya da karar veremiyorsan hemen mutlu ol; çünkü kararsızlık dünyadaki en zevkli şeydir. İş, yazı - turaya kalır©... 'İş, yazı turaya kalır!' dediğim anda seçtiğin bu üç şeyden birinin derhal elendiğine eminim. Şimdi geriye kalan iki şey için gerçekten de kararsızsan yazı tura atmak için bir tane bozuk para bul ve hangisinin yazı, hangisinin tura olduğuna karar ver. Kafan karıştı değil mi? - Geleceğimi yazı turaya ya da şansa bağlayacak kadar aptal değilim! diyorsun, duyuyorum. O halde tekrar düşün, en sevdiğin hangisi? Enine boyuna düşün! Bu konularla ilgili birer makale yazacak olsan hangisi seni daha çok heyecanlandırırdı? Seçtiğin konularla ilgili birer film yapılsaydı hangisini önce izlemek isterdin? Seç hadi, eğer hala kararsızsan yazı tura atmanın hiçbir sakıncası yoktur. Diyelim ki sen bu uçsuz şeyler şeyinden en çok kar eden şirketi, en iyi hastaneyi ve bir de dünyanın en büyük tünel inşaatını seçtin kendine... Bunların uzantısı işletme, tıp ve inşaat mühendisliği olacaktır. Bunlarla ilgili aklına gelen ilk detayları hayal ederek alt alta sırala... Mesela inşaat... demir, beton, sıva, proje, plan, çelik... Mesela şirket... çek, bütçe, muhasebe, pazarlama, satış, ücret... Mesela hastane... hasta, kan, revan, pansuman, ameliyat, dikiş, iğne... 48 önce Kendini Kazan • Bu alt maddelerden hepsini seviyor musun?
Hangileriyle uğraşmak seni daha mutlu ediyor. Evi barkı olmayan birine ev yapmak mı seni daha çok heyecanlandırıyor, yoksa kanamalı bir hastanın kanını durdurabilmek mi ya da batmakta olan bir şirketi kurtarmak mı? Hangisi seni heyecanlandırıyor? Ve bu ilk elemede elenen bunlardan hangisi? -Şirket kurtarmayı eledim; ama ben hem evsize ev vermekten hem de kanamalı bir hastanın kanını durdurmaktan zevk alıyorum. •Peki söyle o zaman hangisini daha iyi yapabilirsin? -İkisini de kimse benden daha iyi yapamaz! •Peki İstanbul'u sana verseler 1 yılda mimarisini tamamen yenileyebilecek bir enerjin var mı? -Var tabii ki. •Peki aynı sürede 5.000 hastayı ameliyat edip hayata döndürmek mi, yoksa tüm istanbul'u baştan dizayn etmek mi? İşte burada senin vereceğin iki çeşit cevap var: Yerim Seni OSS '1. Şey, aslında İstanbul'u baştan dizayn etmek; çünkü o zaman hastaneler ve yollar düzelir. Böylece kimse de kan kaybından ölmez!... - Ben İstanbul'u yeniden inşa etmeliyim. Kararımı verdim, inşaat mühendisi olacağım. 2, Ben doktor olmalıyım ve hastalıklara çare bulmalıyım o hastalıktan ölmek üzere olan mühendisi doğuracak kadını kurtarmalıyım. Kadın doğurmalı, çocuk İstanbul'u yeniden dizayn etmeli. Açıklama: Bu tamamen uydurma bir örnek sorgulamadır. Şimdi diyeceksin ki 'E, herhalde yani!' Kusura bakma dostum; ama inan bana bazı öğrencilerim ben bu örneği anlattığımda 'İyi de hocam, ben ne doktor, ne mühendis ne de işletmeci olmak istiyorum!' diyerek beni şoke ediyorlar... Bu iki cevap da kesinlikle doğrudur; ama bunlardan biri kesinlikle sana daha sıcak gelecek. Bu noktada insanlara danışman, çoğu kez zaman kaybından başka bir anlam ifade etmez! 50 önce Kendini Ka^an Keşkesiz Yaşa Yukarıdaki örnek sorgulamayı kendin için yap. Kendi kendine bu soruyu dallandır ve sonuna kadar budaklandır! Bu senin hayatın. Sakın acele etme. Yavaş yavaş sindire sindire bul kendini... Nelerden hoşlandığını, neyi aradığını buluncaya kadar ara. Bu hayat senin ve şu anda aradığın şeyi bulman dünyadaki tüm matematik problemlerinin cevaplarını bulmandan daha değerli. Kendini öğreniyorsun şu anda. Emin olmalısın. Sağlam basmalısın, kendini bulmalısın... Dünyadaki tüm mucitlerin önce kendilerini keşfettiğini asla unutmamalısın. Sor, sorgula, kendini tanı. Bul ve çıkar kendini hayat denilen dipsiz kuyudan. Coğrafya seviyorsan kimya okuma, psikoloji seviyorsan tıp okuma, tarih seviyorsan matematik okuma... Ne kadar farkındasın bilmiyorum; ama şu anda ciddi ciddi geleceğe dokunuyorsun sen. Birini bir yerlere götürüyorsun. Onu yanlışa ya da doğruya götürmen senin elinde. Geleceğin en büyük makine mühendisine sosyoloji okutup onu diri diri gömemezsin. 'En'leri, zirveleri, öteleri zorlamalısın. Yıllar sonra 51
Yerim Seni ÖSS 'Şimdiki aklım olsaydı...' diye başlayan o aptal cümle sana asla yakışmaz. Sakın söyleme sen onu. - Ama insan keşkeleriyle yaşar, 'keşke' demekten korkmuyorum... şeklinde bir 'geyik savunması' yapma sakın. Bırak, pişmanlıkları başkaları yaşasın, sen yaşama. Kendinle tanışman için devasa bir fırsat var şu anda karşında, geri tepme bu fırsatı. Kendi efsaneni yaratmaya ilk adımını atmak üzeresin. Şimdi her şeyi bırak ve sorgula kendini. Sen ne olmak istiyorsun? Başkalarının dediği, senin istediğinden daha anlamlı olamaz. Başkalarının senin hayatında ne kadar kıymetli olduğuna da sen karar ver. Bir gün mutlaka öleceksin. Ve sen öldüğün zaman bugün sana akıi verenler senin mezarına gelecek ve üzerine toprak atacaklar, senin için 'çok iyi bir insandı!' diyecekler ve seni bir ıssızda yalnız bırakıp geri dönecekler. Kimse girmeyecek seninle mezara ve hiç kimse senin için sonsuz yasa bürünmeyecek. Sadece sen tutacaksın senin yasını ve yüzyıllar boyu sessiz kalacaksın. Velhasıl bir başına kalacaksın soğuk toprakta. Herkes işine geri dönecek ertesi 52
önce Kendini Kazan sabah. Şimdi tekrar düşün bakalım, seni senden daha çok kim sevebilir? O halde herkesin fikrini almalısın; ama... • Baban istiyor diye değil, sen istiyorsun diye doktor olmalısın... • Annen istiyor diye değil, sen istiyorsun diye avukat olmalısın... • Halk istiyor diye değil, sen istiyorsun diye milletvekili olmalısın... • Parası çok diye değil, sen istiyorsun diye işletmeci olmalısın... • İş imkanı olduğu için değil, sen istiyorsun diye öğretmen olmalısın... Tüm beklentilerini öldür. Başkalarından medet umma. 3. sınıfı tercih eden insanlar gibi davranma. Unutma, herkes yüce bir dehayla düşer dünyaya; ancak çok azı kendini gerçekleştirebilir ve onlar sadece beklentilerini öldürenlerdir. 53
Yerim Seni ÖSS Sag^Uma Eğer doğru olanı seçmişsen içinden bir şeyler kop-malı. Seçtiğin alanı düşündükçe seni bir heyecan sarmalı. Mesela 'hukuk' seçtiysen, anayasayı düşündükçe bir heyecan sarmalı seni. Eğer sarmıyorsa henüz tam anlamıyla kendini verememişsin demektir. Bunun sebebi ise, bir hedefinin olmamasıdır. Yani bir karar verdin; ama henüz bir hedef oluşturamadın. O halde sana acilen bir hedef lazım. Uykularını kaçıran bir hedef... Düşündükçe coşacağın bir hedef lazım. Mesela hukuk seçip hedefini de 'avukat olmak!' diye belirledinse bu elbette seni heyecanlandırmayacak, uykularını kaçırmayacaktır; çünkü bu, sıradan bir hedeftir. Herkesin yapabileceği bir şeydir. 'Ama bana göre benim zirvem budur!' falan demeye kalkma, cidden bozuşuruz. Ben sevmem öyle sıradan avukat mavukat... Hiç olmazsa 'En iyi avukat olmak' gibi bir hedef belirle kendine. Ayrıntı: Neden en iv' "'man için bu kadar baskı yapıyorum, biliyor mus r? Çünkü bir işi iyi yapmak, aynı işi kötO yapmaktan daha kolaydır. Bir işi en iyi yapmak da aynı işi iy' yapmaktan daha kolaydır. Eğer bu 54
önce Kendini Kazan böyleyse ve sen sadece biraz daha dikkat ederek, daha iyi, biraz daha fazla dikkat ederek de en iyi olabiliyorsan, neden ısrarla ikinci olmaya razı oluyorsun?... Kalem Arkası Ayrıntılar 15 Eylül 2006-11:00 Bu sabah bizimle çalışan çaycı kadına: Abla, rica etsem bugün demleyeceğin çayı kötü yapar mısın? dedim. Hatice Abla önce uzun uzun yüzüme baktı: -Nasıl yani, kötü? diye sordu. Anlamadığı, yüzünden belli oluyordu. Bu sefer açıklama yaptım: -Basbayağı kötü bir çay demlemeni istiyorum abla. Misafirlerim gelecek, sordum, kötü çay içmek istiyorlarmış. Hatice Ablanın kafası iyice karıştı ve bana anladığının doğru olup olmadığını teyit etmek amacıyla: -Yani önce demleyeyim çayı, sonra bekleyeyim bayat lasın mı Erdal Bey, öyle mi? diye sordu. Ben biraz daha sert bir dille tekrar ettim: -Yahu sen ne anlamaz bir kadınsın! Sana kötü bir çay demle diyorum, anlamıyor musun?... Yemin ediyorum, kadın bunu anlamadı; ama anlamış gibi yapıp aşağı indi... Gitmiş personele sormuş: 55
Yerim Seni ÖSS - Erdal Bey benimle dalga mı geçiyor anlamadım. Kö tü çay yap diyor bana! Ben nasıl yapayım? demiş. Çocuklar bana gelip sordular: - Hocam, ne demek istiyorsunuz? - Oğlum, anlamıyor musunuz siz ya! Kötü demlenmiş bir demlik çay istiyorum ben. Hepsi bu! dedim. Anlamadıkları için sustular. Aşağıda bunu sorabilecekleri kimse de yoktu. Hakan, ürkek bir şekilde bozdu sessizliği: - Nassı yani ya? - Yahu öyle istiyorum. Allah Allah!... Şimdi gidin ve bana bir demlik kötü çay yapın! dedim. 'Tamam' deyip aşağı indiler. Toplanmışlar! Bu teklifimi değerlendirmişler ve yaklaşık bir saat sonra anlamayı başarmışlar. Çayın içine nane, limon, süt tozu falan dökmüş, öyle yapmışlar çayı... Bir bardak çay getirdiler, içtim; ama beğenmedim, istediğim kadar kötü bir çay olmamıştı. Sonra topladım personeli ve onlara: - Gördüğünüz gibi, iki saattir kötü bir bardak çayı yap mayı beceremediniz. Kötü çay yapmak için geçen zaman, harcanan emek, iyi çay yapmak için harcanan zamanın en az 10 katıdır. Peki, acaba nasıl oluyor da insanlar iyi olanı yapmak daha kolayken, işlerini kötü yapıyorlar dersiniz? dedim. Kimse bir şey ani.ir,-,ad!, herkes her şeyi anladı... önce Kendini Kazan Kendini Ciddiye Al Ciddiye alman gereken tek insan bizzat sensin. Şimdi ayağa kalk ve aynanın karşısına geç!... Gördüğün insana yakından bak! Yaklaş ve daha yakından bak! Bu dehşet bir şey. Sana göre en ünlü, en başarılı, en büyük olan kişiyle karşı karşıya olsan neler hissederdin? Titrer miydin? Heyecanlanır miydin? İnanılır gibi değil bu; ama şu anda gözlerine baktığın bu insanı akla zarar mevkilere getirebilirsin. Ve hatta o kadar büyütebilirsin ki onu, bakanlar, başkanlar titrer karşısında... Ne büyük bir lütuftur ki sen dokunabiliyorsun şu anda ona!... Kendine olan saygını büyüt. Değer ver kendine. Kim inanır bugün, bir gün bu aynadaki adamın zirveleri zaptedeceğine. Hesap et ki sen bile inanmıyorsun. O halde sen bile inanmıyorsan ona, kim inanır Allah aşkına? Hadi kucaklaş ve barış onunla.
Unutma, kendini reddetsen bile hep orada olacaksın, varsın, işte oradasın... Kendinden kaçamazsın. Nereye gidersen git, o aynadaki seninle gelecek, ona sahip çık, yalnız bırakma onu yabanda. 57 Yerim Seni ÖSS Eğer bir mucize olmaz, zaman durmazsa günün birinde; sürekli bir geleceğe doğru gidiyor olacaksın. Ve bunun tabii sonucu olarak sen de tıpkı senden öncekiler gibi gelecekte mutlaka bir şey olacaksın. Ve ne olacağın kesinlikle şu anki tercihine bağlı. Peki neden iyi bir şey olmayı tercih etmiyorsun? Hedefini Büyüt Hukukçu olmak istiyorsan, heyecanlanman ve kendi efsaneni yaratman için 'Ben dünya hukukçular birliği başkanı olacağım!' gibi uçta bir hedef belirle, inanarak oluşturduğun böyle bir hedef senin enerjini zirveye taşır. Yani özetle senin bir 'en'lik iddiasına ihtiyacın var. Bu arada illa 'Hukukçular Birliği Başkanı' olman da gerekmez. Mesela 'Ben meslek hayatı boyunca hiç dava kaybetmemiş bir avukat olacağım; ama henüz kimse bunun farkında değil. Bu yüzden, acilen bir hukuk fakültesini bitirip faydalı olmak adına bunu insanlarla paylaşmam lazım!' diyebilirsin. Bu ve buna benzer iddialı ifadelerle kendini köşeye sıkıştırmış olacaksın ve ona uygun yaşamaya başlayacaksın. 58
önce Kendini Kazan Etrafında bulunan insanlar her seferinde alaylı bir ifadeyle, sen daha avukat olmadan: - Ooo, bakın kim geliyor? Dünyanın en iyi avukatıy- mış da, mış mış mış da... gibi cümlelerle sebebini kendileri de bilmeden sözde seni aşağılayacaklar ve işte tam bu esnada eğer inancın tam değilse, birçok insan gibi sen de bu iddiandan vazgeçeceksin. Eğer inancın tamsa, her seferinde bu ifadeler seni daha da güçlendirecek ve her defasında başını daha dik tutarak, hatta yapılan ironiyi hiçe sayarak: - Evet doğru bildiniz. Ben dünyanın en iyi avukatı yım! Hukuki bir sorununuz mu vardı? diyerek kararlılığını göstereceksin.
Böyle bir iddiaya inanmak ciddi ve zor bir iştir. Aslında böyle bir iddiaya inanmayı sadece 'zor' diye nitelendirmek yanlış olur; çünkü bu, işin tamamıdır, çünkü inanmak ciddi ciddi her şeydir. Büyük bir iddiayı ortaya atıp buna inanmak o kadar zordur ki tarihte sadece silinmeyen izler bırakabilen insanlar başarabilmiştir bunu ve her seferinde çılgınlık olarak kabul edilmiştir onlardaki bu zirve merakı. 59
Yerim Seni ÛSS Hedef Belirleme ve Özg^elecek Alanını seçtin, tarım. Şimdi bu alanda kendini en iyi hissedeceğin bir zirve seçme zamanı. Dolayısıyla sana acele tarafından bir 'Özgelecek*' lazım. Ziraat mühendisi olmak istiyorsan ve senin ülkene herkes 'tarım cenneti' diyerek gıpta ile bakıyorsa, sen ithal ettiğin muzdan, ithal ettiğin buğdaydan, pirinçten, mercimekten utanıyorsan, her yıl memleketine tatile giderken bomboş yatan arazilere bakıp acı çekiyorsan ve bunu düzelterek dünyanın en verimli topraklarına sahip olan ülkeni dünyayı doyuran bir cennete çevirmek istiyorsan sana aşağıdaki gibi bir özgelecek lazım... *Özgelecek: Hedefin sistematize edilmiş halidir... 60 önce Kendini Kazan Yukarıdaki grafik senin özgelecek grafiğindir. Ve bu grafikte gördüğün her nokta senin için ulaşılması zaruri bir ara hedef statüsündedir. F noktası ise nihai hedefindir. Öyleyse 'A' noktası senin hareket noktan-dır. lOAI doğrusu senin 'O (sıfır)'da olmadığını, bir değer arz ettiğini ve şu anda ne ifade ettiğini gösteriyor... I AFİ gitmen gereken yolun en kestirme uzunluğudur. Şimdi her bir noktanın ne anlama geldiğini birlikte inceleyelim... Not: Son cümleyi yazınca bir anda kendimi o adamlardan biri gibi hissettim©. Allah Allah!... Tarza bakar mısın? 'Birlikte inceleyelim, lıep beraber balıçeye çıkalım, derin nefes alalım...'Neyse devam edelim©... B - 2007: ÖSS'yi yedin ve istediğin üniversitenin ziraat fakültesini kazandın. Her sabah okula giderken 'Benim sadık yarım kara topraktır!' türküsünü dinlemeye başladın©... C - 2011: Okul bitti, kuşburnu işleyen bir kurumda işe girdin. Henüz kuşburnuyla ilgili bir fakülte yok; ama sen kuşburnu hakkında okumadık, öğrenmedik, görmedik hiçbir şey bırakmadın ve adeta ihtisas yaptın. 6ı Yerim Seni ÖSS Ç - 2015: Kuşburnu uzmanı oldun. Kuşburnu hakkında bilmediğin hiçbir şey kalmadı. Bir proje hazırlayarak ilgili bakanlığa sundun. Kuşburnuyu meşrubata dönüştürüp dünya pazarına sunmaya ilişkin projen onaylandı. Üretime geçmeden önce çok iyi bildiğin dünya kuşburnu pazarını ve meşrubat sektörünü girişimcilerin dikkatine sundun. İlgili girişimcileri bir araya getirdin. Her şey hazır. Türkiye'de kuşburnu ekmene müsait olan her yere kuşburnu ektiniz... Sonra toplama, arıtma, dönüştürme vs. tesisleri oluşturdunuz. Sonra 'Kushsu' ismiyle ürettiğiniz bu meşrubatı dünya pazarına sürdünüz. D - 2020: Kushsu dünyada en çok tüketilen meşrubat oldu ve sen bir avuç tohumla topraklarımızı coşturmanın keyfini yaşadın. E - 2025: Dünya devleri seninle baş edemiyor. Buranın 'Türkiye', senin de 'o adam' olduğunu anladılar ve pes ettiler... F - 2030: Kuşburnu o kadar revaç bir ürün oldu ki dünyanın her tarafında senin gözetiminde, kuşburnu fakülteleri kurdun... Uyarı: Yukarıda anlattığım örnek ve bu kitapta adı geçen diğer örnekler sadece birer örnektir. Bu örnekler 62 önce Kendini Kazan kendi hedefine uyarlama yapabilmen için kurgulanmıştır; ama bir şeyi itiraf etmeliyim, canım fena halde Kushsu çekti, olsa da içsek©... Anlayamadıklarımdan: Hiç düşündün mü 'kola' denilen o siyah suyu icat eden adam, yani Bay Coca Cola©, insanları bunu içmeleri konusunda nasıl ikna edebilmiş? Ben çok düşündüm ve bunu hiçbir zaman anlayamadım. Kola içerken kendine bir kutunun içinde siyah bir suyun sunulduğunu hayal et ve öyle iç bakalım neler oluyor? Eğer hayal gijcün sağlamsa bu denemeyi yaparken ilk fırtı çektiğinde diline asit çarpar çapmaz telaşlanacak ve hatta tüküreceksin©... Şimdi bir daha düşün? Sıradan bir insan, üstelik yüzlerce zararı olduğu bilinen, hatta içinde nelerin olduğunu kimsenin bilmediği bu siyah sudan dünyanın en pahalı markasını nasıl oluşturmuş olabilir?... Sonra yukarıda verdiğim 'Kushsu' örneğini tekrar incele. Eminim, ilk okuduğunda uçuk gelmişti; ama bu denemeden sonra oldukça sıradan bulacaksın... E hadiiiil... Hiç Anlayamadıklarımdan: Hadi kolaya 'Soğuk içiniz!' dedi milleti gaza getirip içirdiler diyelim. Bu çay nasıl olmuş ya? 'Sıcak için, gırtlağınızı yakın, iyice hararet bassın...' Ha, bu arada bir de malum geyik var. Çaydan başka hiçbir şey hararetimi kesmiyor? Nassı yani ya©... 63 Yerim Seni OSS Asla Anlayamayacaklarımdan: Diyelim ki, tamam, kabul ettirdi çayı ve içirdiler bize. Bunu nasıl bir de kültüre dönüştürmüşler? 'Çayı koyun geliyoruz... Çay içip gideceğiz... Hiçbir şeye gerek yok, çay olsun yeter...' üstelik ben hiç inanmama rağmen 'Zararları var!' diye zaman zaman rencide edilen çay, nasıl olmuş da olmazsa olmaz bir içecek olmayı başarmış dersin? Heyecanlandım valla, 'Kushsu' çok satacak, çok©. Şimdi lABI doğrusunun olduğu alanı mercek altına alıyoruz, hep birlikte©. 64 önce Kendini Kazan Her A noktası bir ayı temsil ediyor ve her ayın kendine göre bir planı var. Dolayısıyla IAAA1İ doğrusunun da bir planı var... 4-»Hk Her A noktası bir haftayı temsil ediyor.
O \m\ 2. â. 4- s. - 65
Yerim Seni ÖSS Böylece bu bir haftayı da günlere böl ve her gün için bir program yap, sonra aksatmadan o programı uygula ve bitir o işi. Bu kadar detay görmemizin tabii ki bir amacı var. Bununla her günkü yanılma payımızı bularak yapmış olduğumuz plana anında müdahale edip özgeleceğimizde oluşabilecek muhtemel sapmayı engellemek amacındayız... Şimdiye kadar bu şekilde detaylı bir plan yaparak bunu uygulayan ve hedefine ulaşamayan hiç kimseye rastlanmamıştır. Meraktan soruyorum: Bu sınavda çıkacak olan sorular belli mi? Konular belli mi? ÖSYM tuhaf bir sürpriz yapar mı? Yani kalkıp 'Çaldıran Savaşı' dururken 'ÖSYM'nin tarihçesi'diye bir soru sorar mı? Hayır. Peki bu sınavda herhangi bir torpil ya da adam kayırma var mı? Yok. Peki bir insanın çalışıp da kazanamama ihtimali var mı? Yok! E, be kardeşim madem böyle, sen neden kazanamıyorsun bu sınavı? Şimdi en başa dönelim.
66 I Önce Kendini Kazan F nokfası senin nihai hedefini gösteriyor. I AFİ'ye giden yolda çeşitli ara hedeflerin var. Bu ara hedefleri geçmeden 'F' noktasına gidemezsin. Futboldaki gibi... Yani final oynamak için ön eleme turlarını falan geçmen gerekiyor. Çeyrek finali geçmen gerekiyor. Bunun gibi... Eğer hedefin 2030 yılında bir zirve noktaya yerleşmekse ki öyle, bu durumda senin için 'B' noktası geçilmesi gerçekten de son derece kolay bir noktadır. O halde B noktasını kontrollü bir şekilde hafife alacaksın. - Benim gideceğim yere bakınca B noktası çok basit bir yerdir ve ben gerekeni yaparsam burayı kolayca geçerim. İşte bu tavır senin 'B' noktasından korkmanı engelleyecektir. Öyleyse 'B' noktasını kabul et; ama ondan korkma... Gereken nedir o zaman, şimdi ona bakalım! Hedefine Kilitlen Senin artık bir hedefin var ve hayalindeki o zirve seni bekliyor. Seni ciddiye almayanlar vardı ya hani! Senin onlardan farkın, asla bir hedefinin olması değildir. Senin en büyük farkın: Onların hayal bile 67 Yerim Seni ÖSS edemeyecekleri bir hedefinin olmasıdır. Şimdi onlardan seni anlamalarını beklemenin ne kadar anlamsız olduğunu anladın mı? Elbette ki seni anlamayacaklar. Derhal konunla ilgili birkaç dergiye abone ol, birliklere ya da derneklere üye ol. Hiçbir şey yapamıyor-san günde 10 dakika internetten araştırma yap. Bu senin hedefine daha da bağlanmanı ve çok daha büyük düşünmeni sağlayacaktır. Bütün bunları yaparken kendini daima o zirvede gör. En tepedesin, unutma! Hiç farkında olmayacaksın, yürüyüşün bile değişecek. Hedefinle ilgili fuarları araştır. Nerede fuar varsa oraya git. Asla ÖSS'ye hazırlanan bir öğrenci gibi davranma, geleceğe dokunan o 'Zirve Adamı' gibi davran, TIME dergisine kapak olan o adam gibi. TIME'a kapak olduktan sonra herkes büyük düşünür. Sen şimdiden büyük düşün ki TIME'a kapak olduğunda yer yerinden oynasın. Sen bile şaşır,yaptıklarını düşününce. 68 .^ önce Kendini Kazan Kararlı ÛU Bölümünü netleştirdikten sonra okulunu da belirle ve ondan sonra sakın ağzından ikinci bir tercih çıkmasın... 'Boğaziçi Elektronik' mi dedin? Tamam, 'ODTÜ Bilgisayar' olmaz artık. O iş bitti. Senin için artık geri dönüş yok! İstersen bir daha düşün ve öyle karar ver... - Hele sınava girelim, gelen puana göre tercih yaparız. şeklinde bir beklenti oluşturmak, çok amatör bir tavır olur ve bu sana asla yakışmaz! Böyle düşünenler için rüzgarın ne yandan estiği de çok önemli değildir; ama sen buna karşı çıkacak ve rüzgarı mutlak surette arkana alacaksın. Kararlı ve azimli olmak olağanüstü açılımlar sağlayacak sana. Buna bir inan, yemin ediyorum rüzgar sırf senin için yön değiştirecek ve asla sana karşı es-meyecektir. Yürümeyi bilenler için, rüzgar daima arkadan eseri 69
Yerim Seni OSS Tekrar ediyorum, sakın yönünü değiştirme, sabırlı ol ve seyret bakalım neler oluyor? Azmin karşısında sana karşı direnen rüzgar bile pes etmek zorunda kalacak, göreceksin. - Peki; ama ya öyle olmazsa?! • Eğer öyle olmazsa, sen yeteri kadar kararlı olamamışsın demektir. Bunun sıradan bir motivasyon cümlesi olmadığının altını çizmek istiyorum ki bu, asla seni harekete geçirmek için söylediğim bir cümle değil. Dikkatle incelersen tarihte iz bırakan hiçbir insanın bu dediğimi yapıp başarısız olduğuna şahit olamazsın. Düz bakışla: - Ben de onlar kadar kararlı ve inançlıyım; ama olmuyor! diyebilir ve daha cümlen bitmeden çelişebilirsin; çünkü onlar asla 'İnanıyorum; ama olmuyor!'demediler. 'Olmuyorsa ben yeteri kadar İnanmıyorum. Daha fazla inanmalıyım!' dediler. İnançlarını sorguladılar, olup olmamasını değil; çünkü biliyorlardı zirveleri 70 önce Kendini Kazan zaptedenlerin 'İnanarak çalışmak'tan başka hünerinin olmadığını. İnan; Çünkü İnanmak Her Şeydir Bir karar verip, hedefini de belirledikten sonra ilgili hedefe inanma süreci başlayacaktır. Bu süreçte ne olursa olsun, asla geri adım atmayacaksın. Kim ne derse desin, vazgeçmeyeceksin. - Ne yapıyorsun? diye sorduklarında, - Dünyanın en iyi avukatı oluyorum. diyeceksin; çünkü sen her geçen saniye başka bir şey oluyorsun. Tıpkı ocağın üstünde kaynamaya bırakılmış bir su gibisin. Hedefin kaynamaksa, su ısındıkça kaynamaya yaklaşıyorsun demektir. Yani sana sorduklarında sen asla - Ben ılık bir suyum! demeyeceksin. - Ben kaynayan bir su oluyorum... diyeceksin ve bundan en ufak bir şüphen olmayacak. Sen eğer ocağın üzerinde kaynamaya bırakılmış bir suysan, her geçen saniye biraz daha ısınıyorsun 71- Yerim Seni ÖSS demektir. O halde bunu söylemende hiçbir sakınca yoktur; çünkü bu, gerçeğin ta kendisidir. Böyle bir tavır içerisine girmen, beyninin de senden yana çalışması anlamına gelir. Bu da beyninde bulunan eski kayıtların etkisinin azalması ve bir şekilde 'Benden bir şey olmaz, ne yaparsam yapayım başaramam!...' şeklinde mevcut bulunan kayıtlarının bu yeni kayıtlarla ötelenmesi demektir. İnanmak Parasızdır Satranç oynamak için devasa tesislere, milyar dolarlık yatırımlara yüz binlerce personel istihdamına, yetişmiş kalifiye güce ihtiyaç yoktur. Sadece bir satranç tahtasına ve 32 tane taşa ihtiyaç vardır. Peki hiç düşündün mü, biz neden bir 'Dünya Satranç Şampiyonu' çıkartamıyoruz? Ben söyleyeyim; çünkü çok az şeyi inanarak yapıyoruz da onun için. Eğer bir inanırsak var ya, destanlar yazarız biz. Yüzyıl önce bir kere inanmıştık, hatırlarsın©. Neden olmasın: Diyelim ki şimdi ilkokul 3. sınıfa giden Fatih Mutlu'ya babası bir satranç takımı alsa ve onu 72 'Sen Dünya Satranç Şampiyonu'sun yavrum, bilgisayarda kovboyculuk oynamak yerine satranç oyna evladım!' diye inanarak motive etse, sence Fatihi buna itiraz eder mi? Etmez; çünkü bu da bir oyun ve Fatihler oyun oynamaya bayılırlar... Sonra zaman geçer, sırf babası ve oğlu inandığı için Fatih Mutlu güle oynaya masrafsız bir şekilde Dünya Satranç Şampiyonu olur, biz de hava atarız©... Başarımız Olmanın Temel Prensipleri Başarısız olmanın 4 temel sebebi vardır. Bakalım bunlardan hangisi sana uyuyor? Önce Kendini Kazan
1. Geri Zekalılık Bir insanın başarısız olması için olmazsa olmaz şartlardan birisidir geri zekalı olmak. 'Yapıyorum, yapıyorum olmuyor!' şeklinde tezahür eder geri zekalılık... - E kardeşim, yapıyorsun yapıyorsun olmuyorsa yanlış yapıyorsun demektir. Allah Allah!... - E, ne yapayım? - Başka türlü dene. Yerim Seni ÖSS - Haa... Haklısın... Birde 'Haklısın!' diyor ya, deli oluyorum... Neyse, geri zekalı olmadığını MEB'deki herkes kabul etmiş ki bugünlere kadar gelmişsin. Demek ki senin başarısız olma sebebin 'geri zekalılık' değil. 2. Hainlik Hain olabilirsin! Hani 'Yediği kaba tüküren!' derler ya Anadolu'da... Annen baban senin her dediğini yapıyor; ama sen ısrarla başarısız olmayı tercih ediyorsun. Yani dolaylı bir ihanet söz konusu olabilir. Bu bazen bilmeden, bazen de bilerek yapılır. Bilmeden yapıldığında bu 'ahmaklık' olarak değerlendirilebilir; ama eğer bilinçli olarak yapılıyorsa bu düpedüz ihanettir ve içten içe: - Babamı nasıl rezil ediyorum ama?... - Annem bileziklerini verdi okumam için, bak ben ne yapacağım onlara? gibi ifadeler ancak bir hainin ağzından dökülebilir. Gerçi ben, duygusal bir millet olduğumuzun da bilinciyle bu şekilde bir öğrencinin bu topraklarda yaşadığına inanmıyorum. Araya karışmışsa onu da bilemem... 74 ünce Kendini Kazan 3. Yalancılık Yalancı olman lazım. Boyuna kendini kandırıyor olman lazım. Çalıştığını iddia edip çalışmıyor olman lazım. Hani filmlerde coğrafya kitabının içine Teksas, Tommiks koyan tipler vardır ya, onlar gibi yani. Bu sık rastlanılabilen bir durumdur. Birebir aynı olmasa da: - Film biter bitmez derse çökeceğim. - Biraz chat yapayım, sonra sabaha kadar ders çalışacağım. - Üniversite okumak şart değil... Bu ve buna benzer yalanlarla insan kendini yavaşlatır ve kendine hile yapar, bir şekilde kendini kandırır. Not: Yalan bazen iyi bir silahtır, insan kendini geliştirebilir yalanla. Kötü bir insan her gün yalandan da olsa 'Ben iyi bir insanım!' diye diye kendine telkin etse, beyni belli bir zaman sonra yeni bir yaşam tarzı geliştirir onun için ve iyi bir insan olma yolunda büyük adımlar atar. En azından kötü insan olmaktan kurtulabilir. Çok ciddiyim. O halde, bile bile kendini geri götürmek, enayice kendini kandırmak hakikaten akla ziyan bir durumdur. 75
Yerim Seni ÖSS 4. Tembellik Tembel olman lazım başarısız olman için. Sanırım en çok bu uyuyor bizim toplumumuzda başarısız olanlara. Çalışmıyorsun, çalışmadığını da biliyorsun; ama bir türlü önüne geçemiyorsun tembelliğinin. Deney: 1354 fare üzerinde bir deney yaptık ve peynir bulamayanların tembel olan fareler olduğunu gördük. Gerçi hepsi buldu peynirini. Sonra Tembel fare yoktur!' diye bir tez geliştirdik. 'İnsan bir fare kadar da mı olamıyor peki?' dedik ve konuyu derinlemesine araştırdık. 'Olamıyor; çünkü insan her ne kadar da alyuvar açısından fareye benziyor olsa da, fareye göre farklı olarak beklentilerle yaşıyor ve bu beklentiler onu tembelleşti-riyor.' şeklinde bir kanaate vardık. Böylece farenin hiçbir beklentisinin olmadığını ve kendi işini daima kendi yaptığını da keşfettik. Eğer bir gün bir fare ilgili peyniri bulamamışsa, muhtemelen cevval bir bilim adamı tarafından, peynirsiz bir ortamda 'Acaba farenin sırtında insan kulağı yetiştirebilir miyim?' deneyine maruz bırakılmış demektir. Tembellik', bir işi yaparken, o işin bir alternatifini keşfedip, rahatlık bölgsine ulaşıldığında ortaya çıkan duruştur. 76
önce Kendini Kazan Sanırım senin de sorunun bu ve eğer sende yalan, ihanet ve geri zekalılık yoksa, yani sadece tembel-sen işimiz çok kolay. Çok basit bir şey tavsiye edeceğim: Yerinden kalk ve kendine iki tane sağlam tokat at, içindeki o yaramaz tembel yaratığa: - Yeter ulan artık bu kadar tembellik! Sen geleceği karartacak yetki ve yeteneği kimden alıyorsun. Buna hakkın yok! de. Bu tokat içindeki çalışkanı dışarı çıkaracak ve seni hareketlendirecektir. Şimdi sıkı dur, eğer bunu söylemene rağmen harekete geçemiyorsan bunu yalandan söyledin ve buna inanmıyorsun. Yani sen koca bir yalancısın, bu bir. Ayrıca sen bir hainsin, geleceğe ihanet ediyorsun bu iki. Ve bir de üzgünüm; ama MEB'e ve tüm yetkililere rağmen, sen ciddi ciddi bir geri zekalısın, bu üç... Şimdi ne yapıyorsan yap. Hiç çalışmama hakkın da var. Öylece kal, olduğun yerde. Git mesela kendine bir tane VCD al ya da DVD. İzlediğin filmleri tekrar tekrar izle. Dizi filmler var mesela, çok güzel, onları izle. Bir tane bilgisayar bul ve ara vermeden chat Yerim Seni ÖSS falan yap! Hatta git kahvede okey mokey oyna. Bunlardan büyük zevk alacaksın. Hem de cidden çok büyük zevk alacaksın. Hiç garip karşılamam seni ben. Yine bir şeyler yapmış oluyorsun sonuçta. Ve ne gariptir ki yaptığın bu gıvır zıvır şeyler çalışmaktan çok daha zor; ama sen bu gıvırları zıvırlan daha çok seveceksin. Çünkü sen çalışmanın zevkini henüz tatmadın. Aman Allah'ım... O ne büyük bir zevktir öyle? Ve hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki oyunların şahı çalışmaktır. E, dedik ya sen sadece tembel değilsin; hain, yalancı ve geri zekalısın; tabii ki eğer çalışmak için halen harekete geçip, kendine rağmen başarmaya ant içmiyorsan. BL Bir Oyun Hayat öyle anlatıldığı gibi zor ve çetrefilli bir süreç değil; aksine çok kolay ve oldukça da eğlenceli bir süreç. Aslında hayat denilen bu şey, sadece bir oyun. O halde gerekeni yap ve şu andan itibaren her şeyi bir oyuna çevir. Bütün bu yaşadıklarına ve yaşayacaklarına 'hayatın gerçekleri' de diyebilirsin; bunlar 'bir oyundur' da diyebilirsin... 7B rOtıce Kendini Kazan Eğer sen bütün bu olup bitene hayatın gerçekleriymiş gibi bakarsan, gerçekler bazen kırıcı, yıkıcı olur, hatta acı verir ve seni üzer bazen gerçekler. Eğer sen bu yaşadıklarına bir oyun gibi bakarsan, başına ne gelirse gelsin, yaşamaktan daima zevk alır ve her zaman mutlu olursun. Bir gün yeğenim Burak'a dönerek şöyle demiştim: -Oğlum Burak, bugünlerin kıymetini iyi bil. Bir daha geri gelmez bu zamanlar... O da bana şu tarihi lafı etmişti: -İyi de amca, ne yapayım? O anda durmuş ve sadece, - Şeyy---
diyebilmiştim. Şimdi aynı diyalogu yeniden yaşasam,kekelemeden ve duraksamadan şunları söylerdim:
- Eğer mutlu olmak istiyorsan, sadece oyna ve hiç merak etme, her oyunda olduğu gibi bu oyunda da daima tekrar başlama hakkın var. Bir yerlerde ara sıra 'game över' yazarsa sıkıntıya girme. Hemen 'Yeniden başlat'a basıp tekrar başlat oyunu ve sakın unutma, sen ölmedikten sonra bu oyun asla bitmez! 79
Yerim Seni OSS Hayata Bir Oyun Gibi Bakmak Ne İşe Yarayacak İnsan en çok oyun oynamaktan keyif alır. 3 gün ara vermeden kumar oynayan adam tanıdım ben. Atari oyunları falan... İnsan asla sıkılmaz böyle şeylerden. Elbetteki ben oyun adı altında bilinen ve kumar statüsünde olan her şeye tepeden tırnağa kadar karşıyım; ancak insanoğlunun bu oyun merakı bize bir şeyler öğretiyor. Hayatı oyuna çevirmeyi. Mademki insan, oyuna meraklı bir yapıya sahiptir, o halde bunun mutlaka bir anlamı vardır ve 'hayat' denilen bu muamma büyük ihtimalle bir oyun olarak tasarlanmıştır... Ancak insan kendi oyununu bırakıp, yine kendi eliyle icat ettiği oyunlara bulaştığı için, neredeyse bir asır süren kendine ait bu devasa oyunu görmezden geliyorsa bir problem var demektir. Lütfen şimdi geri çekil ve tüm hayretinle Joysticksiz oynanan bu koca oyuna bir bak! Bu bakış açınla ortada kusursuz kurgulanmış bir oyun ve irili ufaklı birkaç kural göreceksin ki biz onlara 'oyunun kuralları' diyoruz. Özetle hayatın gerçeklerini oyunun kuralları olarak kabul edersen, sen de bir çizgi film kahramanısın 80 önce Kendini Kazan demektir. Bu durumda sana bir iyi, bir de kötü haberim var. Önce hangisini istiyorsun?... Peki dediğin gibi olsun©... Kötü haber: Arabanın altında kalırsan, çizgi filmlerdeki gibi olmayabilir. İyi haber: Ölmedikten sonra her zaman yeniden başlayabilirsin... Bu oyun her yüzyılda bir, 6 milyar insan için yeniden düzenleniyor ve herkes kendi oyununa bir isim verip, yalnız oynuyor oyununu. Ben kendi oyunuma 'savaşları durdurmaca oyunu' demişim mesela. Bir başkası 'büyük adam olmaca oyunu', bir başkası ise 'benden bir şey olmamaca oyunu...' diyebilir. Şimdi bir karar ver, sen bu oyunda var mısın, yok musun? 'Varım' diyorsan hemen oyununa bir isim tak ve başla... 'Yokum' diyorsan, hoop! Bu oyundan asla kaçamazsın. Diyelim ki oyunbozanlık yaptın da kaçtın, o zaman sen artık oyununa bir isim verme hakkını da kaybedeceksin demektir ki bu durumda diğer oyuncular senin oyununun adını 'jeton saklamaca' olarak belirleyeceklerdir. 8ı Yerim Seni ÖSS Oyunu kabul etmiyorsan makineye jeton atmayan çocuk gibi olmaya hazırlan. BİR makinenin karşısına geçip başkalarının oyunlarını izleyeceğin anlamına gelir. Gerçi bunun kimse için hiçbir sakıncası yoktur. İzleyici olarak yaşar ve izleyici olarak cebindeki jetonlarınla ölür gidersin. Karar ver! Bu oyunda var mısın? Ve bu oyunu doğru oynamak için başlamaya hazır mısın? Ha unutmadan söylemem lazım: Hedef belirlemek bu oyunun ilk kuralıdır. Eğer hedefini küçük seçersen (Emekli olmak, geçinip gitmek...) kimse sana ilişmez. Kolay kolay da yanmazsın; ama o zaman bu oyunun bir tadı da olmaz. Büyük bir hedef belirlersen, oyun bilmez birçok oyuncu sana karşı çıkacaktır. Oyunun kuralı bu ve bu durumda oyunu daha inatçı olan kazanır. Kazanmakla da kalmaz, karşı tarafa kendini kabul ettirip destek bile alır. Tarihte öyle büyük oyuncular vardır ki yüz binlerce, bazen yüz milyonlarca, hatta bazen milyarlarca oyuncuyu kendi oyunlarında birer figüran gibi kullanmayı başarırlar. Ve o oyuncular, oyunlarını sırf büyük adamın yanında olmak pahasına 'figürancılık oyunu' diye belirlerler ve bununla da gurur duyarlar... B2 Kuralına göre Oyna Eğer oyundan zevk almak istiyorsan iki temel prensibin olacak: 1. Doğruluk Kimseye ve hiçbir şeye zarar vermeden oyna. Yapacağın işin, gideceğin yerin, tutacağın dalın bir katma değer, bir fayda üretmesi gerektiğini asla unutma. - İyi ama ben neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmiyorum ki?! diyenler çıkıyor bazen... Bu kesinlikle asılsızdır ve bunu söyleyen de inanmaz buna. Herkes neyin doğru, neyin yanlış olduğunu mutlaka bilir. Diyelim ki buna rağmen sen bilmediğini iddia ediyorsun. Problem yok! Bunu anlamanın çok basit bir formülü var! Objektif bir pencereden sadece yaptığın işin faydasına bakacaksın! Kendine, çevrene, dünyaya, kısacası insanlık alemine bir fayda üretiyor musun? Cevabın 'Evet'se yaptığın şey doğrudur... 83
Yerim Setli ÖSS 2. Büyüklük Diyelim ki doğru oynadın, yani bir fayda ürettin! Bu sefer ürettiğin faydanın büyüklüğüyle ilgilen. Daha faydalı olman lazım. Çok daha faydalı ve nihayetinde en faydalı olmalısın! En faydalı olmak büyük oynamakla, büyük düşünmekle mümkündür. Ve büyük oynamak için asla büyük olman gerekmez. Kaldı ki büyük oynamaya karar verdiğin anda zaten büyüksün. Finans sektörünü seçtiğini varsayalım. Henüz öğrenci olduğunu hatta daha üniversiteyi bile kazanmadığını hepimiz biliyoruz; ama bu asla küçük düşünmeni gerektirmez. - Ben finans uzmanı olmak istiyorum. Bunun için büyük düşünüp Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesini seçiyorum. Mezun olunca X Bank'ın genel müdürlüğünde kendime finans uzmanı olarak bir iş bulup hayatımı sürdürmek niyetindeyim. gibi bir cümle kurup, sonra da kuzu gibi ÖSS'ye hazırlanıyorsan, sen halen küçük düşünüyor ve kendini 84 önce Kendini Kazan sıradan bir lise öğrencisi ya da liseyi yeni bitirmiş, işsizlik kaygısıyla üniversiteye hazırlanan bir zavallı olarak görüyorsun demektir. - Ben gelmiş geçmiş en büyük finans uzmanıyım. Yalnız bunu şimdilik sadece ben biliyorum. Bunu insanların da anlayabilmesi için önce şu 'Boğaziçi İşletme'yi bitirmeli ve finans konusunda dünyanın en büyük kuruluşunda çalışmalıyım. Gel gör ki mezun olduktan sonra bunun için bekleyecek zamanım yok! Bu nedenle başvurularımı şimdiden yapmak zorundayım. diyebiliyorsan ve sonra oturup dünyanın en büyük finans kuruluşlarıyla yazışmalar yapabilecek cesareti bünyende ve beyninde toplayıp harekete geçebiliyorsan, evet sen bu oyunu hem büyük hem de doğru oynamaya başladın demektir ki benim de istediğim şey buydu zaten. IMF İnsan Kaynakları Direktörlüğüne Değerli arkadaşlar. Ben dünyanın en iyi finans uzmanıyım. IMF gibi bir kuruluşta benim olmamam takdir edersiniz ki sizin açınızdan büyük bir eksikliktir. Ancak henüz konuyla ilgili bir okulu bitirmiş değilim. Yani şu 85 Yerim Seni ÖSS anda bana 'Hadi Aytekin, gel başla!' deseniz de sanırım kabul etme şansım yok! Bu sebeple bana 4 yıl müsaade edeceksiniz. Ben de bu süre zarfında okulumu bitirip sizinle çalışmak üzere IMF'e geleceğim. Şu anda başlamayı ben de gerçekten çok isterdim; ama inanın ki bu mümkün değil. Çünkü benim vazgeçilmez prensiplerim var. Benimle irtibatı kopartmamanızı, sizin gelecekte daha başarılı olmanız için tavsiye ediyorum. Büyük düşünmeniz dileklerimle. Aytekin Gürtekin Dünyanın En Büyük Finans Uzmanı Bu tarz e-mailler çoğunlukla karşı tarafta bir tebessüm oluşturur. Eğitimlerimde bu bölümü anlatırken öğrencilerim çoğu kez, - Ya hocam gülünç olmayalım, diyerek endişelerini dile getiriyorlardı. Bilmiyorlardı, gülünç olacağını düşünmenin 'gülünç olmak' olduğunu. Eğer sen de böyle düşünüyorsan, bir şekilde anlattıklarıma inanmadığını söylemiş oluyorsun ki mümkünse kimseye mektup falan yazma kardeşim. 86
önce Kendini Kazan Kim öiiliinç Bu e-maile gülen bir insanın 'referans hastası' olduğu zaten belli değil midir? Eğer öyle olmasaydı sana cevaben bunu neye dayanarak söylediğini soran içerikle hazırlanmış bir mektup göndererek fikrini almak istemez miydi? E, mademki senin mektubun bir referans hastasının eline geçmiştir; o halde gülünç olan odur. Sen değilsin; çünkü sen zaten 'dünyanın en büyük finans uzmanı' olduğun inancıyla yaşıyor ve kendini ona göre yetiştiriyorsun. Ayrıca bu senin ilk ve tek hamlen olmayacak. Diğer devlerle de yazışacağın için burada kaybeden, gülünç bir referans hastasını bünyesinde barındıran IMF olacaktır. Sen değil! Bu arada senin gönderdiğin bu mektup eğer doğru kişinin eline ulaşırsa ki bu ihtimal daima %50'dir, neler olabileceğini düşünebiliyor musun? Bu durumda sen daha lisedeyken IMF tarafından ciddiye alındın demektir ve emin ol, günün birinde IMF başkanı olmaman için hiçbir sebep görünmüyor ortalarda! Eğer IMF'in başkanının 2 beyni olsaydı, emin ol ki sana IMF'ten uzak durmanı söyleyen ilk kişi ben olurdum; 87 Yerim Seni OSS ama ben hepsini inceledim, hepsinin bir tane beyni var ve hepsi senin gibi besleniyor, senin gibi nefes alıyor, çimdik atınca da senin gibi zıplıyor... Bu tarz mektuplardan IMF'e her yıl kaç tane gittiğini biliyor musun? Ben söyleyeyim: Hiç! Yani her kim bunu yaparsa bilsin ki o bir ilk olacaktır. Canlı istatistik Şu anda bu kitabı 100 kişi okuyor. 701 bu fikri hiç düşünmeden saçma buluyor. Geriye kalan 30 kişi, sıcak bakıyor ve düşünüyor... Onların da %70'i, yani 21 kişi fikri sıcak bulmasına rağmen sebepsizce yapmama eğilime giriyor... Geriye kalan 9 kişiden 6'sı tembelliği gerekçesiyle bunu zaten yapamaz... Son olarak geriye sadece 3 kişi kalır ki onların da 2'si çevrenin etkisinde kalarak vazgeçerler, eminim... Yaptığım hesaplara göre bu yıl da yine IMF, dünyanın en büyük finans uzmanıyla tanışamayacak gibi gözüküyor. Yani kimse mektup göndermediği için değil, harbiden 'dünyanın en büyük finans uzmanı' olduğuna inanan kimse olmadığı için tanışamayacak; çünkü buna gerçekten inanan bir insan mezun olduktan sonra X Bank'ta müfettiş olmayı hayal etmez. &8
önce Kendini Kazan Tekzip: Az önce yukarıda yaptığım canlı istatistikte hesaplarına hatası yapmışım ve bir kişiyi unutmuşum. Eğer görürsen haber ver ona... 'IIVIF finans uzmanı arıyormuş!' de, o anlar. Herhalde anlar artık©... Düşünebiliyor musun? İnsanların çok ciddi bir çoğunluğu böyle bir mektup hazırlayıp göndermeye bir türlü sıcak bakamıyorlar; çünkü ciddiye alınmayacaklarını düşünüyorlar. Bu yüzden de yönlerini öteki tarafa çevirip, kıytırık bir bankanın kıytırık bir departmanına girebilmek için binlerce insanla beraber aynı adreslere mektup ya da CV gönderiyorlar. Böylece bu çiçeği burnunda sözüm ona yönetici adayları ilgili pozisyon için binlerce rakiple sıra beklemeye başlıyorlar. Soran olursa da utanmadan: - Valla tam 5 yere iş başvurusu yaptım, bekliyorum; ama henüz arayan olmadı! İş yok kardeşim, memlekette iş yok! Ne yapacağımı bilmiyorum. Sinirimden ağlayabilirim. diyorlar. Bu cümle daha bitmeden etrafındaki insanlar da bu işgüzar arkadaşımıza hak vererek, onu teskin etmeye çalışırlar; böylece bir huzur ortamı oluşur mekanda ve herkes bir ağızdan sistemi suçlar. Bir anda işsizlik devlet politikasına dönüşür ve 89
Yerim Seni OSS binlerce vasıflı iş bilmez gencin işsiz kalmasının tek sorumlusu sistem olur. itiraz: Bulunduğunuz mahalledeki bakkaldan alışveriş yapmana itiraz etmem; ama illa o mahallede çalışman konusundaki ısrarına şiddetle itiraz ederim. Hele de mahallende seni anlayacak kapasitede bir işveren yoksa!... Ayrıca 5 yere başvurmak bir marifet değil; binlerce şirket var başvurabileceğin. Bir yere başvurup, ondan cevap almadan bir diğeriyle ilgilenmemek, tembel adamın mazeret öncesi oluşturduğu tavırdır... Soru: Üniversite mezunu her işsiz genç, daha öncekilerce belirlenmiş olan 50 adrese özgeçmişini yollarsa, adres başına kaç özgeçmiş düşer, havuz kaç saatte dolar, bunlar nerede karşılaşır, özgeçmişin üzerinde bulunan vesikalık fotoğraflarla yapılacak en zevkli iş nedir? a) Adres başına düşen özgeçmiş sayısı hesap edilemez. b) Musluk bu kadar açıksa havuz anında dolar. c) Bunlar kahvede karşılaşırlar. d) Ortalama olarak her iki özgeçmişin üzerinde 90
önce Kendini Kazan bulunan vesikalık fotoğraf sökülerek 'Aradaki 7 farkı bulmaca' oyunu oynamak, yapılabilecek en zevkli iştir; lakin fotoğraflar arasında pek fark olmayacağı için bu oyun, belli bir zaman sonra sıkıcı olabilir, e) Hepsi Eskiden önemli kabul edilen insanlarla oturup sohbet ettiğimde, telefonlarının hiç çalmaması ilgimi çekiyordu. Bir gün tüm cesaretimi toplayıp, - Abi neden seni kimse aramıyor? diye sordum önemli birine. Güldü: - Valla Erdalcım, birinin beni arayabilmesi için söyleyecek sözü ya da ilginç bir projesi olması lazım. Bu kalitede olan insan sayısı ise tahmin edersin ki yok denecek kadar az. O halde beni kim arayacak?... Sen bile bu kadar yakın olmamıza rağmen yeni bir kitabın çıktığında ya da ilginç bir proje yakaladığında arıyorsun beni... dedi. Düşündüm, adam haklıydı; ama bunu bilen hiç kimse yoktu. Herkes onların her gün yüzlerce insan tarafından arandıklarını düşünüyor ve bu yüzden cesaret edip aramıyordu... Çünkü bu bir kalıptı ve böyle öğretilmişti. 91 Yerim Seni OSS - Görmüyor musun? Adam her gün TV'de. Başka işi yok da seninle mi görüşecek!? diye düşünülüyordu. Halbuki her gün TV'de olması, onun her gün biraz daha yalnızlaşması anlamına geliyordu; çünkü o büyüdükçe insanların onun erişilmez olduğuna olan inançları da artıyordu... Sonuçta inandığın bir projen varsa aramaktan korkma. Boş boş oturan bu adamlar seni dinleyeceklerdir©... Şiddetli ve önemli uyarı: 'Ara' dedim ya şimdi, aklına gelen her şeyde de tutup arama milleti©. Tavuk kaza bakınca, problem olabiliyor... Bir gün genç bir adam beni aradı ve çok değerli bir projesinin olduğundan bahsetti. Ben de e-maille bizim ekibe projeyi göndermesini istedim. O ise ısrarla bana anlatması gerektiğinin altını çiziyordu... Ben tekrar bizim çocuklara yönlendirince, biraz sitemli bir ağızla kapadı telefonu. Aradan iki gün geçti ve bu esrarlı genç adam, mesajlarıyla beni taciz etmeye başladı. Artık her sabah onun mesajlarıyla uyanıyordum: 92
önce Kendini Kazan - Ben de sizin ön yargısız olduğunuzu düşünmüştüm. - Eğer benimle görüşmezseniz Türkiye'ye ihanet etmiş sayılırsınız. - Ben sizi adam sanmıştım; ama yanılmışım. Ve buna benzer onlarca mesaj... En sonunda bu kişinin haklı olma ihtimalini de göz önünde bulundurarak projesini yazılı olarak göndermemesine rağmen, onu görüşmeye davet ettim. - Evet dostum, sen kazandın. Salı günü saat 09:03'te ofisimde bekliyorum. 09:33'e kadar sadece seni dinleyeceğim. Yani 30 dakikan var, gel... dedim. Dakikaların değeri daha iyi anlaşılsın diye randevularımı çoğu kez bu şekilde veririm. Derken Salı günü oldu. Saat 09:03; ama beyefendi ortalarda yok. Saat tam 09:13 itibariyle zil çaldı ve arkadaş geldi. Hemen odama çıkardılar. - Neden geç kaldınız? diye sordum. 9 - Ben geç kalmadım, siz erkencisiniz... Benim saatime göre saat şu anda tam 09:03. dedi, yeni aldığı belli olsun diye koruma naylonunu sökmeden taktığı saatinin yelkovanını göstererek... Şaşkınlıkla: - Nasıl yani ya? diye tekrar sordum. - Benim saatim 10 dakika geri ve bana göre saat şu an 09:03 dedi. 10 Dakika Meselesi: Benim saatim İner zaman 10 dakika ilendir. 'İstanbul Trafiği'nin beni malıcup etmesine engel olmak ve fıiçbir yere geç kalmamak için bu şekilde ayarlıyorum saatimi. Buna rağmen ben de birilerine randevu verirken tabi ki Türkiye'nin yerel saatini kullanıyorum. Peki bu beyefendi ne yapmış biliyor musun? Bana tepki olsun, bir de 'farklılık' olsun diye saatini 10 dakika geri almış. Dolayısıyla Türkiye'nin yerel saati 09:13, benim saatim 09:23, onun saati ise tam 09:03'tü biz toplantıya başladığımızda.
önce Kendini Kazan Neyse, ben ona bunun saçma olduğunu ve bu uygulamanın bir değer üretmediğini söyledim. Hatta: - Eğer istersen bizim 'Muhalefet Departmanı’nı çağırıp bu yaptığının bir saçmalık olduğunu sana ispat edebilirim... dedim gerilen alın derimle... - Gerek yok. Onlar da sizin gibi düşünüyorlardır eminim. diyerek bizi topyekun cahillikle suçladı. O an anladım ki bu tarz insanlar için yapabilecek gerçekten hiçbir şey yok! Bu genç adam il dışından gelmişti ve benim ofisimdeydik. Bu yüzden onu kovamazdım. Birden insanlık duygularım daha da kabardı ve ona her şeye rağmen projesini anlatması için vaat ettiğim 30 dakikayı verdim... 'Türkiye'nin dış borcunu nasıl öderiz?' Genç adamın söylediğine bakılırsa projesi buna 'Muhalefet Departmanı: Şirketimin bünyesinde muhalif fikirler üretmekle görevlendirdiğim 3 kişiden oluşan bir departman. Bu departmana 101. Departman diyorum ve bu departmanın kesinlikle her şirkette olması gerektiğine inanıyorum. Bkz. iflas Etmenin Yolları... 95 cevap verebilecek nitelikteydi. Sabırsızlıkla sunacağı çözüm önerisini bekliyordum. İşte tüyler ürperten ilginç çözüm: - Türkiye'nin en zenginlerini ikna edeceğim ve onlardan 5 yıl boyunca asgari ücretle yaşayıp lüks tüketimden vazgeçmelerini isteyeceğim. Ayrıca yurt dışına bile kontrollü gidip gelmeleri konusunda onları eğiteceğim. diyordu genç adam. Ve iddiasına göre onu dinlemeleri, istediği tek şeydi; çünkü ikna edemeyeceği hiçbir insan yoktu. Satır aralarında iflas ettiğini (ki bu çok doğal, asla aşağılamam!) ve o zor döneminde, parası olduğu halde babasından bile beş kuruş yardım alamadığını söylemişti. Bunun üzerine: - Peki babanı bizzat kendi iflasın konusunda ikna edememiş olan sen, nasıl vergilerini tastamam ödeyen bu dev kurumların sahiplerini asgari ücretle yaşamaya ikna etmeyi planlıyorsun? dediğimde. - Valla onu hiç düşünmedim; ama bence ikna edebilirim... demiş ve hayatımın 40 dakikasını mahvetmişti.
önce Kendini Kazar Tüm Zamanlaın En İnce Çizgisi Bu anekdotu buraya yazmamın sebebi kaybettiğim bu 40 dakikayı anlamlı bir hale getirmek ve senin de birilerinin karşısına saçma sapan projelerle gitmeni engellemekti. 'Saçma sapan...' derken, asla senin hazırlayacağın uçuk projelerine engel olmak istemem. Elbette ki büyük projeler, birçoğuna göre saçma sapan olacaktır. Yoksa büyük olduğunu nasıl anlayacağız ki? Yani herkesin anında anladığı bir proje çoğunlukla sıradandır. Burada 'saçma sapan' diye kastettiğim 'ipe sapa gelmez!' anlamındadır. Bunu nasıl anlayabileceğini de söyleyeyim. Bir projeyi yapmadan önce, o konuyla ilgili bulabileceğin her şeyi okumaya çalış. Konuyla ilgili üniversitelere, akademisyenlere danış. Eğer herkes bunu çok uçuk ve manasız buluyorsa, iki alternatif vardır: 1. Ya projen hakikaten beş para etmez! 2, Ya da sen az sonra bir dahi olarak tarih teki yerini alacaksın! Zaten bu ikisi arasındaki ayrımı herkes yapamadığı için 'Deliyle dahi arasında çok ince bir çizgi vardır!' diye bir bilgi günümüze kadar hiç değişmeden taşınmıştır. Söz konusu çizgi tüm zamanların en ince 97 Yerim Seni ÖSS çizgisidir. 'Sırat Köprüsü'nden bile daha ince olan bu çizgiyi görebilmek var yaa... Vay babam vay! Bu iki alternatiften birisi kesinlikle seni de kapsıyor... Deliysen, 'Delidir, ne yapsa yeridir!' statüsüne girersin ve günün birinde kendini 'abdal' zanneden bir 'aptal' olarak ölür gidersin. Dahiysen, 'Tarih seni asla atlamaz, telaşlanma!' Ama yine de seni anlamadıklarını düşünüyorsan sana tavsiyem, kendine karşı acımasız ve hilesiz bir eleştirel bakış geliştir ve ölmeden deli mi dahi mi olduğunu anla ki gülünç olmayasın... Dahî miyim deyince birden aklıma g^eldi 'Güneşe çıkmanın da bir formülü vardır mutlaka...' şeklinde ortaya atılan bir tez, güneşe yaklaşmanın bile imkansız olduğunun zannedildiği bir çağda çok bilmişler tarafından direkt reddedilir. Bu nedenle bunun üzerinde çalışan da çok kimse yoktur. Şimdi dinle bakalım, güneşe çıkılır mı çıkılmaz mı? Teorik olarak moleküler aktivitenin olmadığı sıcaklık 'Kelvin sıcaklık ölçeği'ndeki sıfır 98
ünce Kendini Karan noktasıdır ve bu değer -273,6 santigrat dereceye tekabül eder. Yani moleküllerin hareketsiz kaldığı derecedir -273,6. O halde bu değere ulaşıp, bu ısı muhafaza edildiği zaman güneşin içine girmek mümkün olabilir mi? Eğer cevap evetse, o zaman güneşe fırlatılacak uydunun ya da güneşe çıkacak olan geminin dış yüzündeki ısıyı -273,6 santigrat dereceye sabitleyebilirsek güneşe de çıkabiliriz. Bu durumda ihtiyacımız olan şey, sadece bu ısıyı sabitte tutabilecek, devasa bir enerjidir. Peki o enerji acaba yaklaşmak ya da çıkmak istediğimiz güneşten elde edilebilir mi? Yani güneş enerjisiyle çalışan bir soğutma tertibatı, bu devasa enerjiyi basit bir geminin ya da uydunun dış yüzünü -273,6 derecede muhafaza edebilir mi?... Nasıl, saçma değil mi? Üzgünüm; ama insanlar bir gün güneşe bu saçma formülle çıkacaklar. Kuyudan Haber Var: Delinin biri kuyuya bir taş atar, sonra 50 akıllı birleşip çıkaramaz o taşı; çünkü hiçbir akıllı, ötekini dinlemeyi akıl etmez. Buna rağmen yine de bir deli, 50 akıllıyı düşünmeye sevk ettiği için çoğu 99 Yerim Seni ÖSS zaman 50 akıla hükmetmeyi başarır. Belki taşı atan, bunu da hesap edecek kadar akıllıdır. Bu arada o taşlara henüz hiç ulaşan olmamış ki '...50 akıllı çıkaramaz' diye söylemiş atalarımız. Kim bilir belki de işin sırrı o taşın üzerine kazınmıştır. (Kuyuya atmadan önce, taşın üstüne yazdığım yazıyı seninle paylaşmak istedim. Ne de olsa yine çıkaramayacaklar©...) Kartvizit Bastır Henüz bir öğrenciyken bunu yapman ne kadar çılgınca olurdu. Yıllar önce ben de yapmıştım aynısını. İnan, o günleri çok özlüyorum ve şu anda sana imreniyorum. Çok abartmadan herhangi bir matbaaya git ve siparişini ver. Kartvizitinde isminin altına bir unvan yazman gerekiyor ya hani, sen oraya 'Dünyanın En İyi Avukatı" ya da 'Dünyanın En İyi İnşaat Mühendisi 2020' yazdıracaksın. Kartvizitini dağıtmaya başladığın anda etrafındaki birçok insan sana karşı alaylı bir tebessümle yaklaşacaklar; ama bu seni asla ilgilendirmeyecek! Devamını Okumak İçin Tıkla
|