|
Hemen hemen dijital fotoğraf makinesi, güçlü otomatik işlevleri sayesinde, sadece deklanşöre basılarak mükemmel neticeler üretir. Başarılı sonuçlar için, uzmanlık bilgisi veya fotoğrafçılık eğitimi şart değildir. Buna rağmen: Fotoğraf makinesinin teknolojisini ve resim tasarımını tanıyan birisi, fotoğrafçılığı daha zevkli hâle getirebilir. “devilfd fotoğraf tavsiyeleri” yazımlarımızda, ilgi duyan bütün dijital fotoğrafçılara ilginç bakış açıları, özel çekim teknikleri ve kullanım tavsiyelerini kolay ve anlaşılır bir şekilde, sunacağız. KONUYA GİRİŞMEK Hedef belirleyip, deklanşöre bastığınızda mükemmel resim hazır – üç aşağı, beş yukarı! FinePix makineniz en uygun diyafram ve enstantane değerlerini, büyük bir hız ile hesaplayıp, üstünüzden büyük bir yükü almış olur. Ancak resim çerçevesinin belirlenmesi, kullanıcıya bağlıdır. Merceğin önüne ve sonradan, izleyicinin gözünün önüne ne geleceğine o karar verir. Olağandışı bir portre veya çok güzel bir manzaranın fotoğrafta, izleyicinin dikkatini çekebilmesi için, yaratıcılık ve beceri gerekir. İlginç resim tasarımları oluşturmak için, vizörün arkasındaki bakıcıya şu tavsiyeleri verebiliriz: Ana konu ile beraber her zaman arka plânı, çekim açısını ve ek yan-konuları göz önünde tutunuz. Fotoğraf izleyicisinin gözünün hangi yönde seyir edeceği, önce neye bakacağı – resim tasarımı ve yapılandırılması ile yönlendirmek mümkündür. Yani deklanşöre basmadan önce fotoğrafın, kafamızda tasarlanması gerekir: Çekim yeri olarak nereyi seçmeliyim? Hangi çekim açısı ilginç olabilir? Işık nereden geliyor; gölgeler nerede? Fujifilm’in geliştirdiği ek-objektifler yakınlaştırma faktörünü 1,5 kat arttırırlar Bu tür düşüncelerin, esas konu ile beraber, genel tasarım içinde büyük etkinlikleri vardır. ● Örneğin: Arka plânda bulunan dağlar veya bir yapı, sahip oldukları çizgi ve şekiller ile, hareketlilik yaratır veya sükûnet yansıtırlar. ● Konuya ne kadar yaklaşırsanız, arka plân o kadar küçük görünür. Önce yakın ve uzak konular arasında, uygun büyüklük orantıları yaratmak için müsait bir yer seçiniz ve Zoom (yakınlaştırma) işlevi ve ek-objektifler (Tele-konverter) ile, çekeceğiniz kareyi oluşturunuz. 1,5 kat yakınlaştırma faktörü sayesinde ek-objektif, en ufak konuları bile, kareyi dolduracak şekilde yakınlaştırır. ● Portre çekimleri için, büyük odak-uzaklıklarını kullanınız; böylece arka plânı flulaştırarak, konunuzu vurgulayabilirsiniz FinePixViewer ile istediğiniz kareyi seçmek çok kolay Tecrübeli fotoğrafçılar bile sonradan, fotoğrafta, bazı rahatsız edici dallar veya binalar bulabilirler. Geleneksel kullanıcılar böyle bir durumda makasa sarılırken dijital kullanıcı, faresi ile istediği kesimi yapabilir. Avantaj: Kazaya uğrayan kesimlerde, fotoğrafı çöpe atmamız gerekmez. Bütün FinePix makinelerin yanında verilen FinePixViewer yazılımı, kesimleri çok kolaylaştırıyor. Fotoğrafı FinePixViewer’in içinde açıp, kesmek istediğiniz bölümü işaretleyiniz. Sonra “kesim” sembolüne tıklayıp, işlemi tamamlayınız. Esas fotoğrafı korumak için, yeni resmi farklı kayıt ediniz. FinePix makinelerin yüksek çekim kaliteleri sayesinde, kesip büyülttüğünüz resimleri, iyi kalitede, rahatça basabilirsiniz ARALIKLI ÇEKİMLER İLE ZAMAN YOLCULUĞU Eğer, bir kaplumbağa tavşanı sollarsa veya bir çiçek hızla büyürse, mutlaka dijital müdahele vardır. Bu tür zamanı hızlandıran çekimler, sadece dizi olarak çekilen tek fotoğraflar ile mümkündür. Basit bir yazılım bile bu fotoğrafları bir video-film hâline getirebilir, böylece – tabiiki biraz sabır gereklidir! – çocuğunuzun büyümesini veya bahçenizdeki mevsim değişimlerini içeren sunumlar yapabilirsiniz. Bastığınızda da bu tür bir dizi, her zaman ilgi çeker. Bir kaç beceri ile engeller ortadan kalkar. Uzun sürecek çekimler için hazırlık olarak, yeterli miktarda kayıt kapasitesi ve makinenin elektriğe bağlı olması gerekmektedir; aksi hâlde çekim esnasında makine, birden kapanabilir. İlk adım, konuyu mümkün olduğu kadar aynı ışık ortamında ve aynı çekim açısında düzenli aralıklar ile, çekmektir. Bu süreçte, örneğin değişen hava şartları (güneş, hareket eden bulutlar, yağmur, fırtına v.s.) çok ilginç görünümler yaratabilir. Kareler arasındaki süre ne kadar uzarsa çevreye, yani arka plânda ne olup bittiğine, dikkat etmek gerekir. Geçen arabalar, yürüyen yayalar veya değişen fon, konuya olan ilginin azalmasına yol açar. Her karede aynı açıyı yakalamak ise daha zordur; burada bir sehpa kullanmanız tavsiye edilir Daha kısa süre aralıkları olan çekimlerde ise, her zaman FinePix makinenize güvenebilirsiniz. Bu makineler, Süper CCD sayesinde, kötü hava şartlarında bile elden resim çekmenize olanak sağlıyorlar. Böylece istikrarlı bir çekim kalitesini kullanabilirsiniz. Geri kalan işlemleri, “Bmp2Avi” gibi yazılımlar üstlenirler. “BMP” düzenlemesinde olan fotoğrafları alıp, bir filim hâline gelecek şekilde, yapıştırırlar. Resimlerin sıralamasını, isimleri belirler. Bir FinePix, resimleri çektiği anda DSCF0001.JPG, DSCF0002.JPG... olarak adlandırdığı için, sıralama karışmaz ve fotoğraflarınız doğru zamanlamada filme dönüştürülür. FinePixViewer kullandığınızda, bir çok işlemi bir seferde yapabilirsiniz. Örneğin, USB kablo ile bilgisayara bağlı olan FinePix makineyi yönetebilir, çekimleri “Bilgi toplu-işlem” seçeneği vasıtası ile BMP dosyalarına dönüştürebilir ve neticeyi istediğiniz klasöre atabilirsiniz. “BMP2AVI” açıp, “Directory-yönetim” altında klasörün adını yazıp, “frame rate-gösterim hızı” belirlemeniz yeterlidir. Sayı olarak 5 verdiğinizde bu, saniyede 5 kare gösterilecek anlamına gelir. Yani klasörünüzde 20 kare varsa, 4 saniyelik bir video izleyeceksiniz demektir. Eserinizi müzik ile zenginleştirmek isterseniz, bunun için “WavFile” alanı hizmetinizdedir. “Create-yarat” tuşu ile filmi, sıkıştırılmamış resimlerden, ürettiğinizde, kolayca FinePixViewer’de izleyebilirsiniz. Zaman yolculuğu başlayabilir!!! ALTIN MAKAS RESİM YAPILANDIRMASI İÇİN TAVSİYELER Mimar Sinan’ın yaptığı bir caminin, uçan bir balonun fotoğrafı ile ne alâkası olabilir? Bu sorunun cevabı eski çağlardan beri bilinen bir tasarım kuralıdır: “Altın Makas” Sadece deklanşöre basmakla yetinmeyip, fotoğraflarımızın bilinçli bir tasarım ürünü olmalarını istiyorsak, resim yapılandırması konusunu işlememiz gerekir. Netlik veya renk kalitesi gibi teknik içeriklerden bağımsız olarak konunun kesimi, ön ve arka planların tasarımı ve bunun gibi konular, bir fotoğrafın beğeni kazanmasında önemli olurlar. Burada en önemli rol, resim ögeleri düzenlemesine düşmektedir. Bir örnek: Günbatımı fotoğrafı, tatil resimlerinin vazgeçilmez konusudur ve yapılandırması şu şekilde olur: Ufuk, fotoğrafı yatay olarak ikiye böler ve bunun üstünde gene ortalanmış olarak, merkez yıldızımızın kor-kırmızı küre hâlinde görünümü yer alır. Bu tür fotoğraflar, kişisel anılar için değerli olmakla beraber, başka izleyiciler üzerinde sıkıcı ve önemsiz bir etki yapar. Ufuk çizgisini ve güneşi ortadan alıp, ufuk çizgisini karenin, alttan 1/3 bölümü hizasında ve güneşi sağ veya soldan 1/3 hizasında görüntülersek, bambaşka bir fotoğraf elde etmiş oluruz. Pekâlâ, aynı konuyu işlediğimiz hâlde, bu fotoğraf neden daha uyumlu ve ilginç geliyor? “Altın makas”ın kesim kuralı şöyledir: Kısa çizginin uzun çizgiye orantısı, uzun çizginin uzun çizgiye orantısı, uzun çizginin genel uzunluğa orantısı ile aynıdır. Bu resim yapısında, “altın makas” kesiminden söz ediyoruz. İstediğiniz sayıda insana, bir çizgiyi/şeridi – ortadan olmamak şartı ile – bölmelerini söylerseniz çoğunluk, 70:30 orantıda bölmeler yapar. Çizgi otomatik olarak iki parçaya bölünür ve bu bölümlerden küçüğünün, büyüğüne olan orantısı, büyük bölümün toplam uzunluğa olan orantısı ile, aynıdır. Konunun daha belirgin anlatımı için bkz. üstteki çizelge. Altın makas kuralı sadece çizgiler için geçerli değildir, alanlar da aynı orantılarda bölünebilir. Bu yöntem antik çağlardan beri bilinmekte ve “evrensel yapılandırma yöntemi” olarak, mimaride ve resim yapımında kullanılmakta. Bunların en önemli örneklerini antik çağlardaki tapınakların yanısıra, Mimar Sinan’ın eserlerinde de görebiliriz. Özellikle rönesans çağında “altın makas” yöntemi, tasarımlarda çok kullanılmış ve bu çağda “uyumlu bölme” adını almıştır. Pekâlâ bu bölünme, neden uyumlu olarak algılanır? Bunun nedenlerinden bir tanesi, doğada da – insanın vücût yapısı dahil – bu bölünme oranlarının varolmasıdır. Bir örnek, “altın makas” kuralının fotoğrafçılıktaki kullanımı hakkında, anlaşım kolaylığı sağlar. Konumuz: Batan güneşin önünde bir balon. Fotoğrafçı, iki nesneyi de “altın makas” kuralının bölmelerine göre ayarlamış. Balon tam olarak, üst ve sol bölmelerin kesiştiği yerde bulunmakta; güneş ise biraz sağa kaymış olmakla beraber, alt çizginin üstünde bulunuyor. “Altın makas” olgusunu oluşturan temel düşünce, kolay öğrenilir. Birkaç çekimden sonra fotoğrafın merkezi konularını (insanlar, yapılar), 70:30 bölme orantısı oluşturacak şekilde resim çerçevesi seçerek, fon önüne yerleştiririz. Buna rağmen: fotoğrafımızı, her zaman “altın makas” kuralına göre yapılandıracak değiliz. Modern fotoğrafçılık, geleneksel kuralların dışına çıkmayı seviyor ve bu şekilde başarılı olabiliyor. Kasten kuralları yıkarak, sürprizler ve şaşkınlık uyandıran çekimler yaratabiliyor. Kısaca; “Altın makas” kuralı, heyecan yaratan fotoğraflar çekmek için tek yöntem değildir ancak, temel kuralları bilenler “iyi” fotoğrafı anlamakta ve tanımakta zorlanmazlar ARKA PLANIN KASITLI OLARAK FLULAŞTIRILMASI Bir fotoğrafın arka planı kasıtlı olarak flu kalırsa, resimde derinlik oluşur ve üç boyutlu bir görüntü elde edilir. Portre veya ürün çekimlerinde güdülen amaç, izleyicinin dikkatini ana konuya çekmektir. Acemiler bunu, konuyu resmin ortasına yerleştirerek yaparlar ve çok sıkıcı fotoğraflar elde ederler. Daha modern bir tasarım yapılacaksa yerleştirme daha yaratıcı olabilir ancak fotoğrafçı, izleyicinin dikkatini, değişik yöntemler kullanarak, çektiği kişiye veya konuya yönlendirmek zorundadır. Bunun en iyi yöntemlerinden biri, arka planın flulaştırılması dır. Böylece insan gözünün alışkanlıklarından faydalanabiliriz: Bir insana baktığımızda, gözlerimiz ile ona odaklanırız ve çevrenin flu olmasını kabûlleniriz çünkü almak istediğimiz ana bilgi için, çevre bilgileri önemsiz kalır. Bütün bunlar, ürün çekimlerinde de çok güzel etkiler yaparlar ve yukarda görüldüğü gibi fotoğraflar üç boyutlu bir etkinlik kazanırlar. Netlik derinliği, diyafram ayarına ve odak mesafesine bağlıdır. FinePix F601 gibi makineler, portre işlevinde büyük diyafram seçerek çekilen kişinin arkasının, flu olmasını sağlarlar. Arka planın flu olmasını nasıl sağlayabilirim? Bu konunun merkezi “netlik derinliği”dir. Netlik derinliği fotoğrafın, hangi menzil içinde keskin olacağını belirler. Netlik derinliği doğrudan, makinede ayarlanmaz; objektifin odak uzaklığına ve ayarlanan diyafram değerine bağlıdır. Odak uzaklığı ne kadar uzun olursa – yani ne kadar tele menziline girilirse – netlik derinliği o kadar kısalır. Buna ek olarak netlik derinliği, diyafram açıldıkça, azalır (Dikkat: Büyük diyafram açıklığı, küçük bir değer ile ifade edilir; yani f4,5 ayarındaki açıklık, f22 değerindeki açıklıktan çok daha büyüktür). Portre fotoğrafçılığı için en uygun işlem, bir tele objektif kullanarak diyaframı mümkün olduğu kadar açmak. Bazı makinelerin portre işlevleri vardır (bkz. yukarıdaki F601 Zoom’un ayar görüntüleri) ve bu otomatik işlev mümkün olduğu kadar büyük diyafram kullanarak uygun enstantaneyi seçer. Üstelik bir de yüksek odak uzaklığı ayarlanırsa, arka plan bulanıklık içinde kayıp olur. Bir resim işlem yazılımında arka plan, “Gaus yumuşatıcısı” ile flulaştırılır. Bunu yapabilmek için önce, özenle sınırlama yapılması gerekir. (örnek: Adobe Photoshop) Çekimde yapılamayan flulaştırma, resim işlem yazılımları ile mümkündür. Ancak bu işlem, konuya göre, çok karmaşık ve zahmetli olabilir. İşlemci önce, ön ve arka planı el ile ayırması gerekir, yoksa yazılım hangi bölümleri flulaştıracağını bilemez. Ayırım, “kement” veya “sihirli çubuk“ gibi “sınırlama” araçları ile yapılır. Örnek fotoğrafımızda ağacın dalları, büyük bir duyarlılık ile sınırlandı – hattâ bazı, tek piksellerin (noktalar) bile belirlenmesi gerekiyordu. Sınırlandırma sayesinde istediğimiz işlem, sadece belirlediğimiz alanda yapılır. Arka plan belirlendikten sonra “Gaus yumuşatıcı” filtresi devreye girer; bu filtre bütün iyi yazılımlarda vardır. Böylece ağacın arkasındaki ev sırasının flulaştırılması, gerçekleşir. EXIF VERİLERİ KAYIP OLURSA NE YAPABİLİRİZ? Dijital fotoğraf makinesi ile, evinizdeki sinemayı zenginleştirebilirsiniz. Makineyi televizyona bağlayıp fotoğraflarınızı, büyük ekranda, her zaman ve her yerde izleyebilirsiniz. Çünkü televizyon her yerde mevcut ve makinemiz, uygun çıkışa sahip. Bir ihtimâl, fotoğraflarımızı bilgisayara aktarıp, düzeltip, tekrar hafıza kartımıza kayıt etmiş olabiliriz. Netice: ekran karanlık kalır, çünkü makine resimleri okumamak için elinden geleni yapmaktadır. Bunun nedeni, klasör isminin değiştirilmiş olmasıdır. Fotoğraf makinesinin kendine özgün kuralları vardır ve kendi adlandırmasını kullanmak ister. Diğer bir neden ise resim-dosyalarının isimlerinin değiştirilmiş olmasıdır. Bu konuda da birçok makine, özgün adlandırmasını kullanmak ister. Genelde, sadece sayılandırmayı değiştirmek mümkündür. Bu işlem sırasında EXIF verileri de, silinir. Bu bilgiler genelde JPEG dosyalarına iliştirilmiş olup, kullanılmış olan diyafram değeri, çekim günü v.s. gibi bilgiler verirler. Bunlar eksik olduğunda makine, greve gidebilir. Örneğin Adobe Photoshop 6.0 verilere dokunmaz ancak bu veriler, değiştirilmiş resim'e aktarılmaz. Yani, hem makinede üretilmiş olan minyatür (küçük, ön izlenim resimi), hem de EXIF-verileri el değmemiş hâlde dururlar. Tabii ki, değiştirilmiş olan resmin bu değerlere uyması mümkün değildir. Bu olay, makinenin aklını karıştırır. Bu sorun, televizyona bağlanmadan önce makinenin ekranında ortaya çıkar. Kızılacak bir durum; oysa işlenmiş resimleri de her yerde gösterebilmek, çok güzel olurdu. Bu sorun için de, çözüm araçları vardır. Ücretsiz “Photo studio” yazılımında, kısıtlı işlem (çevirmek, döndürmek gibi) olanakları ile beraber EXIF-verilerini yeniden yazdırma özelliği vardır. Bu şekilde makineye, retuşlanmış bir resim, işlenmemiş orjinal resim diye yutturulur. Gerçekten bu şekilde netice alınıyor ve birçok inatçı makine, uyumlu tavırlar alıyorlar. Photo studio” yazılımını, Internet vasıtası ile ücretsiz olarak http://www.stuffware.co.uk/ adresinden yükleyebilirsiniz. EXIF-bilgilerini silip, yedekleyip, tekrar açmak isterseniz http://www.friedmann-schmidt.com/softwre/exifer/ sitesindeki “Exifer” yazılımını kullanabilirsiniz. DİJİTAL ÇİFT POZLANDIRMA Çift pozlandırmanın çok iyi hesaplanması gerekir. Bunun temeli, uygun resim malzemesidir. Birçok modern fotoğraf makinesi, fotoğrafları çift pozlandırma özelliğine sahiptir. Ancak hiçbirimiz, fotoğraf çekerken çift pozlandırmayı düşünmüyoruz. Bunun için, beceri ile düzenlenmiş ve çift pozlama tekniğine uygun çekimler gerekir ki, hayranlık uyandıracak etkinlikler oluşabilsin. Dijital karanlık oda bu soruna da bir çözüm sunabiliyor. Dijital bir fotoğraf makinesi kullanıcısının yapacağı işlem çok kolaydır; ilk kareyi Adobe Photoshop gibi bir resim işlem yazılımı ile açıp, çalışmaya başlayabilir. Geleneksel fotoğrafçının malzemesini taraması veya bir taşıyıcıya yüklemesi gerekir. İki çekimden, tek fotoğraf oluşur. Önce karşımıza şu soru çıkar: iki konu nasıl aynı resim dosyasına girer? Bunun çözümü “düzey” kelimesinde saklıdır. Resim işlem yazılımlarının çoğu, birkaç düzey oluşturma işlevine sahiptir; bu düzeyler üst üste konulan kağıtlar gibidir. İki fotoğrafı açıp, birincisinde yeni bir düzey yapılandırınız. İkinci fotoğrafı bu düzeye çekiniz. Şimdi düzeyler arasında geçiş yapabilir, yerlerini değiştirebilirsiniz. Artık, “dijital çift pozlandırma” için şartlar hazırdır. Düzey göstergesinde, saydamlık derecesini ayarlayabilirsiniz. Henüz, çift pozlamadan söz edemeyiz çünkü şu ana kadar sadece üstte olan düzeyi görebiliyoruz. Düzeyleri, üst üste koyulmuş kağıtlardan farklı olarak, saydamlaştırmamız mümkündür. Bu şekilde altta olan düzeyin, üst katta görünmesini sağlayabiliriz. Yani, normal fotoğraf makineleri ile de yapabileceğimiz çift pozlandırma etkinliğini, tek vey her iki düzeyde saydamlık derecesi ile oynayarak, elde edebiliriz. İkinci düzeyin saydamlığına bağlı olarak, yeni ve ilginç resimler oluşur. Bazı yazılımlarda, düzeylerin piksellerinin hangi yöntem ile karıştırılacağını belirleyebilirsiniz. Bu şekilde, sınırsız sayıda tasarım imkânlarına sahip olursunuz DOLDURULABİLİR PİL - DUYARLI BİR GÜÇ KAYNAĞI En çok ihtiyaç duyulduğu anlarda doldurulabilir piller, yeni doldurulmuş olsalar bile, biterler. Çünkü dijital makinemizin yaşam vericisi, hassas bir bakım ve ilgi ister. Bazı bakım önerileri ile, pillerinizin ömrü uzayacaktır. İçerdikleri maddelere göre pillerin yaşam süreleri, doldurulma hızı ve gerilim yüksekliği gibi farklı özellikleri, bulunur. Ucuz fiyatlı ve hızlı doldurulabilen Nikel-Katmiyum piller 1,2 Volt gerilime sahiplerdir. Durdukları yerde, kendi kendilerine boşalmazlar yani kullanılmadıklarında ve serince bir ortamda kimyasal maddeler, tembellik yaparlar. Diğer pil çeşitlerinden farklı olarak, tamamına yakın boşaltılmayı veya fazla doldurulmayı, zarar görmeden kaldırabilirler. Ancak makinede kullanılan bütün piller, aynı doluluk oranına sahip olsalar, iyi olur. Çok fazla enerji farklılığı olduğunda ters kutuplanmalar oluşabilir ve bunların tepkisi olarak, pillerin ömürleri kısalır. Buna ek olarak Nikel-Katmiyum pillerde, “bellek-etkinliği” başgösterir; yani kısa süre kullanılan bir pil, şarj cihazına takıldığında, kimyasal maddelerimiz rahatlar ve esas kapasitelerini unuturlar. Bunun neticesi olarak, sürekli doldurulmak isterler. Yani bu tür pilleri, doldurmadan önce tamamen boşaltmak gerekir. Nikel-metalhidrit (NiMH) akümülatörleri, birçok kez doldurup/boşaltmak mümkündür. Ancak doldurma cihazında unutulurlarsa, çok çabuk bozulabilirler. Buna karşılık “bellek-etkinliği” olayına karşı, daha dayanıklı olurlar. Hafif oldukları hâlde, enerji sıklığı daha fazladır. İyi bakım yapıldığı takdirde, ucuz ve yüksek performanslı bir seçenek olarak, tavsiye edilir. Lityum-iyon akümülatör. En yeni şekli olan Lityum-polimer, yassı ve köşeli olarak karşımıza çıkıyor. Taşınabilir enerji kaynakları arasında, şu anda en iyi olan: Lityum-iyon akümülatördür. Bunların bir tanesi 3,6 Volt gerilim verir. Böylece yanınızda birkaç adet pil taşımanız ve bunların doluluk derecelerini aklınızda tutmanız, gerekmez. Çok büyük bir avantaj ise, pilleri istediğiniz zaman ve istediğiniz kadar doldurabilirsiniz; “bellek-etkinliği” tanımazlar. Ancak aşırı sıcaklık veya soğukluk bu piller için sorun olur. En iyisi +5 ile +30 derece arası sıcaklıklarda kullanmak.
|